06222021Sal
Last updatePz, 18 Nis 2021 12pm

Kolektif sahip çıkmanın yeni biçimleri

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Lenin ile Troçki, Mao ile Şu en Lay ve Castro ile Che Guevera gibi, Marx da komünizm fikrinin belirdiği, kendi döneminin koşulları içinde bu amaca ulaşmaya yönelik çabaların yönlendiricisi ve militanı Engels ile beraberdi

Kapital’in esas başlığının ‘Ekonomi Politiğin Eleştirisi’ olduğun sıklıkla unutulduğundan, Marx çoğu zaman toplumların ekonomik örgütlenmesinin analitik bir düşüncesine indirgenmiştir. Neticesinde de Marx, daimi düşmanlarının ortasında, sosyal bilimlerin akademik koridorlarından bir yazar olarak konumlandırılır. Bu biçimde akademikleştirilmesi esas kendinden sonra gelenlerden, Lenin’den ya da Mao’dan, Marx’ı ayırmayı ve böylelikle ”totaliter” melun akıbetlerinden de onun bertaraf edilmesini sağlamıştır.

Fakat Marx’ın yaşamı, eylemi ve yazıları aksini gösterir. Onun güçten düşmeyerek izlediği amaç proleterlerin enternasyonal örgütlenmesinin doğuşu ve yayılmasıydı. Lenin ile Troçki, Mao ile Şu en Lay ve Castro ile Che Guevera gibi, Marx da komünizm fikrinin belirdiği, kendi döneminin koşulları içinde bu amaca ulaşmaya yönelik çabaların yönlendiricisi ve militanı Engels ile beraberdi.


Alain Badiou felsefesi

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Alain Badiou 17 Ocak 1937 yılında Fas’ın Rabat şehrinde doğdu. Alain Badiou ENS’de felsefe bölümü okudu. Çok daha sonrasında Alain Badiou ENS üniversitenin felsefe bölümü başkanlığını yaptı. Matematikle olan aşkı daha erken dönemlerde başlamıştı. Yine çok genç yaşlarda birleşik sosyalist partinin kurucuları arasında yer aldı. Cezayir’in sömürge olmasına karşı etkin mücadele verdi. Fransız sosyalistler bu konuda oldukça etkiliydi. Alain Badiou ilk romanı “Almagestes’i” 1964 yılında yazdı. 68 yılının büyük devrimci mücadelesi Alain Badiou da etkisi altına aldı, radikal devrimci mücadeleye katıldı. Komünist ve Maocu gruplarla birlikte hareket etti. Alain Badiou sıkı bir Marksist olmanın yanı sıra iyi bir eylemciydi de. 69 yılında devrimcilerin kalesi olan paris üniversitesinde felsefe çalışmalarını yürüttü.

Alain Badiou felsefesi Althusser’in felsefesinin gölgesinde büyüdü. Sadece Alain Badiou felsefesi değil bir bütün Fransız felsefesi Althusser’in etkisi altındaydı. Althusser akıl hastanesine yatması ve Lacan’ın ölmesiyle düşüşe geçen popülerleşmiş düşüncelerini eleştirmeye başladı. 1982 yılında “Theorie du Sujet” ve “Being and Event” gibi dev eserleri verdi. Bu eserler insanlık tarihine mal olmuş eserlerdir. Alain Badiou eserleriyle birlikte büyük bir filozof olduğunu gösterdi. Ve bu eserler sayesinde Alain Badiou bütün dünya da kabul gördü. Alain Badiou aynı zamanda tiyatro oyunu yazarıdır aynı zamanda. “Ahmed le subtil” oyunu büyük başarılar kazanmıştır. Son on yılda özellikle çok değişik eserler vermiştir.

Tutulma, Bırakış, Sadakat-Sartre

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Sartre 1954 senesinde beni bir nevi tutulma halinde felsefeyle tanıştıran kişidir. Diğer yandan, onun sömürgecilik karşıtı angajmanını da paylaşıyordum. 1950 'lerin sonundan itibaren, yapısalcılık çağının gelişiyle birlikte felsefenin yeni ortaya çıkan insan bilimlerinin nezdinde düpedüz bir yanılsama olup olmadığını kendimize sorarken, Sartre 'dan da adım adım uzaklaştım: bırakış. Fakat, yeni bir felsefi inşa içerisinde, Özne motifini varlığın matematikleştirilmesiyle bütünleştirdiğimde, biçimsel bilimlerin ilkesi ile şiirin ilkesini aynı anda savunabilmeyi başardığımda, komünist bir siyaseti Stalinci kabuktan sıyırma çabasına geçerlilik kazandırdığımda, işte o zaman onu yeniden buldum ve bir daha bırakmadım: sadakat. Lise çağında nasıl felsefeye vurulduğumu anımsadığımda, bunun açıklamasının ergenlik çağımdaki gevezeliğimin tükenmek bilmez matrisi olan Sartre'ın tek bir formülünde yattığını düşünürüm. Bilincin tanımından bahsediyorum: "Bilinç, kendi varlığı içinde varlığı kendisi için soru olan ve de bu varlık kendinden başka bir varlığı kapsadığı ölçüde soru olan bir varlıktır."1 Tamamen masumane olmasa da daha önce belirtilmişti : Kendi-içinliğin Hiçliğini söylemek için varlığı bunca dile dolamak! Fakat bu formülün gücü başka bir yerde yatar. Soru olarak varlık ilkesinde korunan diyalektik içsellik ile yönelimsel dışsallığın, Öteki'ye doğru olan kurucu yansıtımın sentezini gerçekleştirir formül. Yine düşüncemi organize ettiğini söylemem gereken bir çift düsturu tespit eder: - Bir yanda, Ben veya içsellik, ölçüsü ancak bütün dünya olabilecek veya düşünce tertip olunanı kendi tertibi içinde kavradığında tertip olunan her şeyin bütününü teşkil edecek bir anlam etkisi barındırmıyorsa, her türlü yarardan mahrum ve dolayısıyla nefret edilesidir. Bunu şu şekilde söyleyebiliriz: Psikoloji, düşüncenin düşmanıdır. - Diğer yanda, tertip olduğu haliyle bütün dünya, uzanımı dişine göre olan bir projenin öznel reçetesinde yeniden ele alınıp düşünülmezse, hiçbir önemi yoktur. Dünyanın kelimenin tam anlamıyla sorgulanması gerekir. Bunu da şu şekilde söylemek mümkündür: Pragmatik ampirizm, uzlaşma, "Kendi işimize bakalım" da düşüncenin düşmanlarıdır. İçselliğin tertip olarak bütün dünya olması, dışsallığın da buyruk olarak bütün dünya olması...

Neolitik, kapitalizm ve komünizm

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Bugünlerde, bildiğimiz anlamda insanın sonuna dair varsayımlardan sıklıkla söz edilmekte. Bu türden öngörülerin çeşitli nedenleri mevcut. Bir tür mesyanik çevreciliğe göre, hayvani bir insanlığın aşırı yırtıcılığı yakın zamanda Yeryüzü üzerindeki yaşamın sonunu getirecek. Yine, bunun yerine koşar adım gelişen teknolojik ilerlemelere işaret edenler ise ayrım gözetmeksizin bütün işlerin robotlar tarafından yapılacağı bir otomasyon sistemine, programlama alanındaki muazzam gelişmelere, otomatik üretilen sanata, plastik kaplama katillere ve bir üst-insan zekasının tehlikelerine dair kehanetlerde bulunmaktalar.

Birdenbire, teknolojik yenilikçilik temelinin ya da Doğa Ana’ya dönük bütün saldırılara dönük bir ağıtın tercih edilmesine dayanarak insan-ötesicilik ve insan-sonrası –ya da bunların aksi imgesi olarak hayvanilik durumuna bir dönüş– gibi tehditkâr kategorilerin ortaya çıkışına tanık oluyoruz.

Bana göre bütün bu kehanetler, insanlığın bugün maruz kalmakta olduğu gerçek tehlikeyi –bir başka deyişle, küresel kapitalizmin bizi sürüklediği çıkmazı– gizleme niyetinde olan bir ideolojik kakofoniden başka bir şey değil. Esasen, doğal kaynakların yok edici biçimde sömürülmesine, başta bu sömürüyü özel kâra dönük sınırsız bir talep ile bağlantılandırması nedeniyle izin veren şey, bu –ve sadece bu– toplum biçimidir. Pek çok türün tehlike altında olması, iklim değişikliğinin kontrol altına alınamaması, suyun bir tür nadir bulunur hazine haline gelişi olguları, tamamen milyarder yırtıcılar arasındaki acımasız rekabetin bir yan ürünüdür. Bilimsel yenilikçiliğin anarşik bir seçim mekanizması dahilinde teknolojilerin neyi satabileceği meselesine tabi olması gerçeğinin başka bir nedeni yoktur.

Etik üzerine

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Özellikle Nazizm sonrasında yeni bir kimliğe bürünen etik kavramı, günümüz dünyasına gelinene değin düşün alanında gitgide daha fazla yer kapladı. Her şeyden önce insan hakları alanıyla bağlantılı olarak önümüze gelen bu kavram, tıp, medya, hukuk vb. alanlarda da sık sık tartışma konusu oluyor.

Söz konusu tartışmalarda genellikle neyin etiğe uyduğu, neyin uymadığı, şu ya da bu tikel alanın etiğinin nasıl olması gerektiği üzerinde duruluyor. Ama etik kavramının kendisi sorgulanmıyor, sorgulansa dahi ürkekçe dokundurmaların ardından Kant’a kadar uzanan bir dizi referans vermekle yetiniliyor.

Peki bunun ötesine geçilebilir mi? Alain Badiou bunu amaçlıyor. Badiou, aralarında başarılı oyun ve romanların da bulunduğu yirmiden fazla kitabın yazarı. Paris’te bulunan Ecole Normale Supérieure ve Collège International de Philosophie’de felsefe dersleri vermenin yanı sıra, matematikten sanata, radikal siyasete kadar pek çok alanda uğraş vermekte.

1993 yılında yazdığı ve çok yakında Metis Yayınları’ndan çıkacak olan Etik adlı eseriyle, hümanizme saygıda kusur etmeyen tüm çağdaş düşünürlerle bir hesaplaşmaya girişir yazar. Etiğin Öteki ile ilgili olduğu yolundaki adeta evrensel sayılan savı reddederek, “Ötekini tanımaya dayalı her türlü etik hüküm kesinlikle terk edilmelidir,” der. Çünkü ona göre gerçek etik, ancak özgül bir durum içinde ve ayrıştırıcı olmakla birlikte esasen farklılıklara karşı kayıtsız olan, ötekinin kendisiyle, öteki olarak ötekiyle “ilgilenmeyen” özneler içeren koşullarda ortaya çıkabilir.

Başka Bir Estetik

Kullanıcı Oyu: 4 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değil

Öteden beri hastalık belirtileri göstermiş, gelgitli, çarpıntılı olmuş bir ilişki.

Kaynağında Platon’un şiir, tiyatro ve müzik hakkında verdiği ihraç hükmü var. Zamanının bütün sanatlarını yakından tanıdığı gayet açık olan felsefenin kurucusunun, Devlet’te bütün sanatlar arasından yalnızca askeri müzik ile vatansever şarkılara yer verdiğini belirtmek gerek.

Öteki uçta ise, sanata yönelik sofuca bir kendini adamayı, yani teknik nihilizmin bir tezahürü olarak düşünülen kavram’ın (dünyayı kendi çaresizliğinin gizil Açıklık’ına sunması bakımından benzersiz olan) şiirsel söz önünde pişmanlıkla diz çökmesini buluyoruz.

Ama her şey bir yana, sofist Protagoras sanat öğreniminin eğitimin anahtarı olduğuna ta o zamandan işaret etmişti. Protagoras ile şair Simonides arasında bir ittifak vardı; Platon’un Sokrates’i de, bu ittifakın kopardığı çıngarı boşa çıkarmaya, düşünülebilir yoğunluğunu da kendi gayesinin hizmetine koşmaya çalışıyordu.

Aklıma şöyle bir imge geliyor, analojik bir anlam matrisi: Lacan için Efendi ile Histerik kadın nasıl birbiriyle eşleşmişse, felsefe ile sanat da tarihsel olarak birbiriyle öyle eşleşmiştir. Bilindiği gibi histerik, efendiye gidip şöyle der: “Hakikat benim ağzımdan konuşuyor, işte buraya, ayağına geldim; sen ki bilensin, söyle bana kimim ben.” Biz de şu kadarını tahmin edebiliriz: Efendinin yanıtı ne kadar bilgi dolu bir giriftliğe sahip olursa olsun, histerik, yanıtın henüz o olmadığını, orada’lığının efendinin kavrayışına teslim olmadığını, kendisini memnun etmek için her şeyi baştan almak ve çok çalışmak gerekeceğini öğretecektir efendiye. Histerik böylece efendinin üstüne çıkıp sahibesi* olur. (* Fr. maîtresse, aynı zamanda “öğretmen” ve “metres”. –ç.n.)

Öteki Var mıdır

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Öteki Var mıdır? Etiği "öteki etiği" ya da "farklılık etiği" olarak gören anlayışın kökeni, Kant'tan çok Emmanuel Levinas'in tezlerinde bulunur. Levinas, bir süre fenomenolojiye temas ettikten (Husserl ve Heidegger'le örnek bir biçimde hesaplaştıktan) sonra, eserlerini etik lehine felsefeyi azietmeye adamıştır.

Şu anki modadan çok önce ortaya çıkan bir tür etik radikalizmi ona borçluyuz. ı ı. Levinas'a Göre Etik Kabaca söylersek: Levinas, Yunan kökenierine hapsolan metafizik, düşünceyi Aynı'nın mantığına, tözün ve özdeşiiğİn önceliğine tabi kılnuştır, der. Ama, Levinas'a göre, Aynı'nın despotizminden yola çıkarak Öteki'ne/Başka'ya dair sahici bir düşüneeye (ve dolayısıyla öteki'yle/Başka'yla ilişkiye dayalı bir etiğe) ulaşmak imkansızdır; zira söz konusu despotizm bu öteki'yi tanımaktan acizdir. "Ontolojik olarak" kendiy le-özdeşlik'in (identite-a-soi) hakimiyeti altında olduğu düşünülen bu Aynı-Başka/Öteki diyalektiği, fiili düşünce içinde öteki'ne yer olmamasını sağlamış olur, her türlü sahici öteki deneyimini bastırır ve başkalık karşı­sında etik bir açıklığa ulaşmayı önler. Bu nedenle düşünceyi farklı bir kökene, Yunan olmayan bir kökene yönlendirmemiz gerekir; söz konusu köken kimliğin inşasını ontolojik açıdan önceleridir (Emmanueı Levinas. Tatalite et infini)

Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses