06222021Sal
Last updatePz, 18 Nis 2021 12pm

Salako’dan Parazite, zengin fakir kavgasının sinemaya yansıması

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

Son günlerin popüler filmi parazit, adeta zenginler için gizli bir korku filmi gibi. Modern zamanlarda zenginlerin birçoğunda var olan komünizm korkusunun post-modern (modern ile post-modern arasındaki farkın tam olarak açığa çıktığı ilk yeri keşfetme şerefine de nail olduk sanırım) hali. Modern zamanlarda işçi sınıfının iktidarı ele geçireceği ve burjuvaziyi çalıştıracağı korkusu hakimdi. Post-modern çağ bunun bir yanılsama olduğunu gösterdi. İşçi sınıfının kurduğu Sovyet devleti işsizler tarafından yerle bir edildi. İşsizlerin yıkıcılığı işçi sınıfınınkinden daha güçlü anlaşılan ve anlaşılan Marks’ın iddia ettiği gibi herkes işçi sınıfının saflarında buluşmuyor. Yine de tehlikeli adamlar şu fakirler, komünist değilseler bile gaspçılar post-modern çağda.

İlk bakışta çok benzer gelmese de Atıf Yılmaz’ın yönettiği Sadık Şendil ve Ertem Eğilmez tarafından kaleme alınan Kemal Sunal’ın ilk kez başrol oynadığı ölümsüz film Salako bu anlamda post-modern çağın ön sinema eserlerinden biri olarak ele alınabilir. Sanırım Türk sinemasının hakkı verilmemiş filmlerinden biridir Salako. Kara komedi gibi ama maalesef kara komediden öte oldukça rahatsız edici "gerçek" sosyolojik öğeleri olan bir film.

Salako kimselerin dikkate almadığı bir garip adam. Ağanın kızına olan aşkının açığa çıkmasıyla ile başlar Salako’nun hikayesi. Köylüler oldukça rahatsız edicidir Salako filminde. Çünkü köylüler gerçek hayattan çıkıp gelmiş, ezebileceğine aslan ezemeyeceğine kul köle karakterler. Salo’nun bu saf duygularını kendileri ile ağa arasındaki mücadeleye malzeme ederler. Salo’ya gazı verdikçe Salo ağaya ve kızana sarar. Buna kızan ağa, kızını başka bir ağaya (tüccara) vermeye karar verir.

Bizimki gibi dönemin sanayileşememiş ülkelerinde sınıfsal fark daha belirgin bir şekilde ağa ile köylü arasındaki fark olarak görülür. Hatta bu farkı toplum tarafından algılanması çok daha kolaydır. İşçi sınıfının nasıl sömürüldüğünü anlaması toplumun çoğu zaman pek mümkün olmaz.

Bu senaryonun daha pişmiş bir halini daha propagandist versiyonunu Kibar Feyzo’da görürüz. Kibar feyzo yine Atıf Yılmaz’ın bir filmidir. Atıf Yılmaz (her ne kadar ön planda olmasa bile) Kürt olmasından ötürü köylü-ağa çatışmasını çok daha yakıcı bir şekilde bilir. Dahası Atıf Yılmaz’ın ikinci eşi Ayşe Şasa (Köroğlu, Kozanoğlu filmlerinin senaristi) Bedirhanilerden dir. Şehir hayatından baktığında Kürtlerdeki feodal ilişkileri görmek çok daha kolay olsa gerek.

Kibar Feyzo, İhsan Yüce’nin senaristliğini yaptığı bir film. Ancak Kibar Feyzo’da daha ayyuka çıkmış bir sınıf bilinci söz konusu. Adeta Kürtlerin eşkıyalıktan, profesyonel isyana geçişini özetler gibidir iki film arasındaki fark. Zaten de Salako filminde kurtarıcı olarak kadın karakterin seçimi eşkıya Hamidodur. Hamido diye bir eşkıya gerçek hayatta da var. Aslında bir yandan da eşkıyalığa zamanın aydınlarının yaklaşımlarının da bir özetidir. Eşkıyalık politik bir başkaldırı mıdır? Yoksa eşkıyalık bireysel bir zorbalık mıdır? Dönemin yazarları bunu çokça tartışmıştı. Yine sevgili Ahmet Özcanama eşkıyalar çağı kapandı” kitabında bu tartışmayı oldukça güzel bir şekilde işlemiştir.

Atıf Yılmaz’ın Salako filmi bu yönüyle politik bir filmdir. Eşkıyadan kahraman olmazın vücut bulmuş halidir. Ama başka bir taraftan köylülerin ne denli acımasız ve ne denli korkak olduklarını göstermesi oldukça etkileyici bir şekilde verilmiş Salako filminde. Salako’da bir sınıf savaşımı görmek mümkün değil. Fakirin isyanıdır Salako, o dönemde böyle bir eserin çıkmış olması da ayrıca ilginç bir durum.

Parazit filminde de sınıf savaşımı yok. Parazit’de başka bir tez var, “fakirler sizi öldürecek” tezi. Parazit uzlaşmaz karşıtlığın değil, adeta uzlaşmanın mutualist yaşamın ifadesidir. Karşılıklı bir parazitlik söz konusudur. Salako’da da durum böyledir çünkü salo ağanın yanaşmasıdır. Salako’da güç belli belirsiz bir sebeple ağaların elinde tıpkı parazitte olduğu gibi. Her iki filmde de insanların hangi sınıftan olursa olsun oldukça gaddar olduğu gerçeğini vurgulamış. İki filmde gerçek komedi. Aslında Parazit filminde bir başka unsura rastlamak mümkün. Parazit bir sınıf savaşımı filminden ziyade post-modern çağın bakışıyla kuzey-güney ayrımına bir gönderme yapıyor. Bu yönüyle Parazit, Salako gibi bir kara komik bir yana sahiptir ama Kibar Feyzo’nun Marksizm göndermelerinin yanından bile geçemez.

Kibar Feyzo sömürünün her aşamasını Marksist literatüre göre santim santim anlatan, feodal düzenden kapitalist düzene kadar insan emeğinin nasıl hiçleştirildiğini gösteren bir şah(ane)eserdir. Kibar Feyzo sol jargona uygun bir filmdir. Ama gerçek hayat bazen farklı işler. Feyzo, ağayı öldürdükten sonra ağa olsaydı işte o zaman post-modern bir eser olurdu.

Parazitte, fakirlere “sizde kazanabilirsiniz” alt metnini gösterme çabası var. Marks’ın iddiasına göre kapitalizmde kitleler akın akın proleteryanın saflarına gelecek ve işçiler bu zalim düzeni devirecekti. Ancak parazit başka bir tez atıyor ortaya, evin kadınının dediklerinden çıkarıyoruz bunu “metrodaki insanlar kokuyor”. Demek ki bir ara metroya binmiş evin hanımı. Yani eski fakir, yeni zengin birisi. Sınıfsal geçişlerin olduğunu sürekli vurguluyor film. Hatta zenginlerinde fakirleştiğini söylüyor. Belki de gerçek budur, yani işçi sınıfı belki de o kadar masum değildir. 

Ne var ki Kibar Feyzo’da bütün köy birlikte hareket eder, sadece ağanın yanında Bilo (İlyas Salman) kalır, Bilo’nunda tek derdi Gülo’yu almamış olmaktır. Ancak Parazit bu konuda daha gerçekçi hatta Parazit ile Salako arasındaki bağlantıda bu; fazla gerçek ikisi de. Köylülerin kendilerine sürekli bir korku figürü yaratması ve yine köylülerin aşağılayacak ezecek birisini bulduğu zaman tıpkı Parazitteki aile gibi sonuna kadar şansını deneyeceği ve hatta ağadan ve burjuvadan daha zalim olabileceğini göstermesi bakımından oldukça benzeş, hatta ikiz kardeş. Dahası Salako’da köy ahalisinin ve Parazitteki fakir ailenin zenginlere karşı yaklaşımı hemen hemen aynı. Baş başayken üstekileri aşağılayan, ama onlarla yani burjuvazi ya da ağayla başbaşa kaldığında birden süt dökmüş kedi olan bir sınıf. Çok gerçek değil mi?

Güney Kore’yi temsil eden evin üst katı ve Kuzey Kore’yi temsil eden bodrum katı dışında gündelik yaşam içerisinde görüp görebileceğimiz tüm sınıf savaşımının pratiğini görüyoruz filmde. Güney zenginlikle dolu, şatafatlı ama diğer taraftan fakirlerinin evlerini laham sularının bastığı bir yer olarak tasvir edilirken; kuzey karanlık, kimselerin haberi olmadığı, sadece minimalist ihtiyaçların kazanıla bilindiği ve varlığı güneyin varlığına bağlı bir yer altı olarak tasvir edilmiş. Ancak bir nokta Parazit filmini alıp götürüyor; fakirler bir gün bu fakirliklerine isyan ederse ne olur? Kibar Feyzo da bunu işliyor, Salako filmi de bu tezi işliyor. Fakirler bir gün isyan edecek!

Fakirler neden isyan edecek? Ya da fakirler isyan ederse ne olacak? Bu arada fakir kim?

Paranın çok ilginç bir yanı var, her şeyi satın alabiliyor. Totoloji yapma niyetinde değilim ama bu liberallerin korktuğu gibi bir fakir kitlesi olduğunu düşünmüyorum. Fakir parası olmayan demek, parası olduğunda fakir olmuyor insan demek ki. Yani bir zengini gasp ettiği an fakir kaybedeceği birçok şeye doğal olarak zenginle aynı korkulara sahip oluyor. Bence devrimci bilinç zenginin malına çökme üzerine kurulu bir fikre dayanıyor. Marksizm tam olarak bunu ön görmüyor mu? Tabi bunu yaparken zenginin nasıl emeği sömürdüğünü anlatıyor ve bu yüzden zenginliği hırsızlık olarak görüyor. Marksizmde ana motto Lenin’den beri “mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi”. Mülkiyet hırsızlıktır Marks’ın ilk mottosudur. Ancak fakir ilk soygununu yaptıktan sonra zengin olmuyor mu? Parazit filmindeki ilginç göndermelerden birisi “bizde zengin olsaydık böyle kibar olabilirdik” kibarlık zenginlikten kaynaklı anlaşılan. Ya da kaybedecek bir şeyleri olanlar kavgadan korkuyorlar. Hobbes da bunu söyler “insanlar savaş dışında yaşama şansları olmadığında savaşa meylederler”

İnsan mülk edinmeye eğilimli bir varlık. Toplumsal kodlar buna müsait. “Herkesin olan kimsenin değildir” genel yaklaşımız. Doğal olarak bireysel mülk edinme için sürekli bir hırsızlık her yerde, herkes hırsız Marks’a göre.

Marks, "mülkiyet konusunda haklı mı" tartışmalı bir konu, "tıpkı sınıf savaşımı tezi" gibi. Ama fakirlerin isyanı gerçek, açlıktan ölen insanların olduğu yerde tok olanlar rahat uyuyamazlar. Er ya da geç her şey herkesin olur ve herkesin olan kimsenin değildir. Ve bu isyan sınıfsal bir isyan olmak zorunda değil. Servet tek elde toplandıkça daha az zenginliğe denk gelir, doğal olarak mülkiyetin fazlası kendine zarar.

 

 


Yorum ekle


Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses