06222021Sal
Last updatePz, 18 Nis 2021 12pm

Ragnarok; naifliğin diziye gelememiş hali.

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

Şu son günlerde mottoya dönüşen bir söz dolanıyor sosyal medyada “coğrafya kader olmamalı” diye. Eğer diyalektik akıl yürütmedeki en önemli rehberse coğrafya kader olmak zorunda. Çünkü çelişkinin kaynağı içsel bir şey olmalı. Coğrafya içsel bir olgudur ve bu yüzden kaderimizdir.

İskandinavya da Rus olmak vardı bir de. ( O Naifliğe fazla değil mi Rusluk?) İskandinav ülkeleri hep ilginç gelmiştir bana. Geçenlerde sosyal medyada sormuşum “hiç İskandinav şair olabilir mi?” diye.  Bir dostum da İsveç şiir antolojisi yollamış elime yeni geçti. Ama ne antoloji, ama ne şiirler okuyacağım bir iki tane size. Bakın nasıl utandırdı beni bu şiirler.

 

ELİMİZDEN GELENİ YAPTIK

Elimizden geleni yaptık hepimiz

Homurdanmaya hakkı yok kimsenin

Oturmasını beceremedik sabırla

İskemlenin her türlüsüne

Yattık eşlerimizle sırası gelince

Aşındırdık başka eşikleri gerekince

Kimimiz banyoda kazandı diriliğini

kimimiz kilise törenlerinde…

 

Yorumu sona saklayacağım müsaadenizle. Bir iki şiir daha dinleyelim İskandinav milletinden.

 

SAKIN AYNI YALNIZLIK

 

Her şeye hazırım, yeter ki gelmesin

                                   O eski yalnızlık

Yalnızlık

Denizden daha derin

Çöldeki susuzluktan daha kuru

Göze inen bıçaktan daha keskin

 

Ne gelirse gelsin, ama hayır

                                   O eski yalnızlığa

İşte kanım

İşte ellerim

Ve binlerce iş gören hapishane anahtarlarım

Uzat ellerini al hepsini

Hapset beni herkesin olan eşyalara

-kamu mallarından biri say beni

 

Bu son dizeye bittim zaten

Sanırım Türkiye’deki kamu malları hakkında en ufak bir fikri yok bu arkadaşların. Eğer olsaydı kamu malının ne demek olduğunu bileydi bu şiirin çevrilmesine katiyetten izin vermezdi. Kamu malından kasıt dokunulmazlar gibi bir şey bence, yoksa bizdeki gibi herkesin içine ettiği yer değildir herhalde. Herkesin tecavüzüne bu kadar hasret kalınmaz sanırım.

 

 

KARA YELKENLE DOĞAN

 

Ne bir yel

Fırtınanın etrafında

Sonsuz kardan bir ova

Ne bir yel

Geyik ardından

Ne bir yel

Kara mermiden

Yüreğimin kordon saati etrafından

Boğulan bir suskunluk

 

Ne bir kıvanç dalgası

Ne bir hüzün duygusu

Salt uykunun beyaz yasası

                                             Maria Wine

 

Şimdi de suskunluğu kendine dert eden başka bir yüce gönüllü şair Werner Aspenström

HAMLET İLK PERDEDE ÖLMELİYDİ

Haydin bir şeyler söyleyin ey suskun dağlar

Konuşun biraz

Bir şeyler anlatın

Boşaltalım içimizi

Bakkala gelen kadınlar gibi

Havadan sudan söz edin

İliklerimize işleyen soğuklardan söz edin

İçimize kapanıp kendimizle konuşmamız

Yitirir bunaltır öldürür bizi

Gölün tüm suyunu yutan

Bir balık gibi bayat kokar

Kendi kendimizle konuşmak

Hamlet ilk perdede ölmeliydi

Anlatın bir şeyler

Bir söz söyleyin

Hiç olmazsa aranızda konuşun, n’olur.

 

Ne diyelim Allah daha büyük dert vermesin.

 

Sun Axelsson terk edilmenin şiirini yazmış bütün naifliğiyle

 

YERYÜZÜNDEN

Kapıyı çalmasan da olur

Gir içeri

Seni elimde satırla

beklemiyorum artık

Zaten kök attı bekleyişim

Bir ağaç oldu beş yaşında

Basamaklar uzandı kapına dek

Ama bir uçurum açıldı önünde

oysa yürümeye başlayınca

kısalır mesafeler

Eğer evde yoksam

İt kapıyı

zaten kilidi yok

Gir içeri, karşında

O ağacı bulacaksın

Otur keyfine bak sen.

 

Yalnız bir opera şiiri gibi değil şüphesiz ama sonuçta burada da bir acı hissedebiliyor insan. Madem gelmeyeceksin en azından bir not bırak değil mi?

Yani işin özü naif insanlar İskandinavlar. Şiir yazamıyorlar. Ne olur kimse beni yanlış anlamasın eleştirmiyorum. Hani dedim ya coğrafya kaderimiz, ne yapsın en büyük sorun kışların uzun sürmesi olan yerde yaşayan insanlar. İngmar Bergman ne zaman fantastik kurgu denedi? Fazilet istikrar senin neyine diyesim geliyor.

Elimizden geleni yaptık hepimiz

Homurdanmaya hakkı yok kimsenin

demekten başka bir şansımız yok. Nalet olsun. Ne az beklenti, ne büyük taktir! İskandinavlar lütfen bırakın bu Viking ayaklarını. Bizim için siz Viking viki (ya da Wickie und die starken Männer) çizgi filmindeki gibi şeker şeylersiniz. Seviyoruz ve özeniyoruz size.

Ragnarok çok ilginç bir naiflik örneği. Naiflik senaryo da değil ha! Naiflik senaristlerde. Adamlar da  "kötü adam kime denir?", "iyi kimdir?" "İyi eylem nedir?" gibi sorulara cevap yok. Norveç’de biri ne kadar kötü olur bunu kestiremiyorlar. Mesela bir Norveçli kötü nasıl olmalı? Eski zamanlardan beri yaşamalı eski zaman dediği de kalmar birliği zamanından. Tabi birazda kasmışlar nasıl olsun bir Norveç dizisi, nasıl kan gözükmesin diye.

O kadar kendi kendine bir millet ki engelli adama yardım eden başka bir engelliye kutsal güçler veriyor ablanın biri. Buraya kadar herşey normal. Birden “yağmur yağacak” diyor çocuk, güneşli hava tabi herkes ayıplıyor çocuğu. Ama biz bu hikayenin pîrini bir Kemal Sunal filmi “üç kâğıtçıda” görmüştük. Kemal Sunal’ın nasıl yağmur tahminleri yaptığını hatırlamayan var mı? Böyle kutsal güç mü olur? Bizde yemez, çünkü biz bu güce romatizma diyoruz.

Neyse Norveç dedim ya naif bir memleket. O kadar naif ki izlemeniz lazım Ragnarok dizisini. Naif olmaya çalışırken nasıl saçmalıklar sergilediklerini. Ben zaten hep yapmacık bulurum Hitler faşizmine direnmeden teslim olanların bu kadar naif olmalarını.

Tabi dizi geriği bir çatışma olması lazım. Elin Norveç’i ne bilsin çatışma nedir. Ben Norveççede çatışma diye bir kelime olduğundan bile şüpheliyim. 1905 yılında referandumla bağımsızlığını kazanmış bir ülke yani kimsenin oy vermek dışında bir şey yapası yok, çünkü oy ile bağımsızlık kazanılan bir ülke de ne olmasını bekler ki insan?

Her şeyin tuhaf olduğu, son 50 yılında 100bin insanını bir iç savaşa kurban vermiş, başka dil konuşulmasına tahammül edemeyen insanların yönettiği bir ülkede Norveç naifliği yemez kardeşim.

Kötü adam yani baş kötü kendi arazisinde çıplak dolaşıp, geyik yakalayıp kalbini söküp yiyor. Bizde köpeğe, eşeğe tecavüz edenleri göz önüne getirince çıplak dolaşması biraz tuhaf ama dert bizim anladığımız şey değil sadece yürek yemek. Yani dana yüreği  15.90 €, geçen gün denk geldim kasapta. Bizim için ırzına geçmediyse problem yok aslında. Sırf yürek yedi diye kimseye kızmayız ve hatta yürek yemek bizde bir mertebedir; “yürek yemiş sanki mübarek” diye şarkımız var, “hayırdır yürek mi yedin sen?” diye posta koyma deyimimiz var. He pişmemiş yürek yemesi bir problem olabilir mi diye sorabiliriz ama Nusret Efendi bizi çiğ ete de alıştırdı. Yani bu bir problem değil bence. Kendi arazisinde çıplak dolaşması bir problem mi? Adamın dağı var kardeşim hayvanlardan uzak dursun yeter bence.

Neyse gelelim adamın gerçek kötülüğüne. Bu adam zengin bir iş adamı. Ailecek ölümsüzler. Ağır metal atıkların bulunduğu varilleri bir mağarada saklamışlar. Çevreci bir kızda bunu keşfetmiş ve yamaç paraşütüyle atlarken ölmüş. Adam mı öldürmüş, nasıl öldürmüş bu vahşet sahnelerini zaten görmüyoruz. Ama kızla, kendisine güçler bahşedilen engelli çocuk okulda çok yakın arkadaşlar. Herkesin eşcinsel olduğu ilginç bir çapraşık ilişki ağı var.

İşte bu kötüler çocukla kavga edecekler ama nedense polis haletsin diye kimse birbirine dalmıyor. Kötü adamın bütün kötülüğü de variller ha! Sanki ne? Sanırsın ki Ergene havzasını adam o hale getirmiş. Bir de yani ölümsüz olan onlar. Biz zaten gidiciyiz şunun şurası 70 sene yaşayacağız, sizin bu dünyaya sahip çıkmanız gerekir demek bile kötü adamları iyi insanlara çevirecek. Ama işte kimse bunu söylemiyor. Bir macera yaşama arzusu, herkesi yiyip bitiriyor.

Tabi birde bu ailenin tazminat ödememe gibi bir terbiyesizliği var. Çok ayıp. Bizde tazminat alana rastlamadık daha. Herkesler imzalı kağıtlarıyla mahkeme kapılarında tazminatını verdik hesabında. Böyle kötü mü olur yahu. Gönüllü sevişmeler, kendi arazisinde ava çıkmalar, varilleri bir mağaraya gömmeler döksene nehire bizdeki gibi. Birde onlara takmış insanlara karşı naif bir kavga.

Bak bir kere bu hikaye olmamış.

Kavga bizde nasıl olurdu biliyor musun? Bizim burjuva arazisine giren kıza önce tecavüz eder sonra öldürürdü. Tecavüze “rızası vardı” diye savunma yaptıktan sonra, öldürme içinde “izinsiz araziye girdi” diye eklerdi ve kimsede sevişmek için gelen kadını neden öldürdün diye sormazdı. Gerçek kötü böyle yapar.

Onun dışında filmin bir yerinde isyan eden bir kız diyor ki, her kasabada bir zengin var, her şey onların hayırlarıyla oluyor, okulları onlar yaptı, hastaneleri onlar yaptı, yollar parklar vs. hep onlar yaptırıyor. Norveç’in zenginleri Numan Terziyanoğlu ve Kadir Savun sanırsın.

Bak şu şerefsizlerin yaptıklarına; yol, hastane, okul...

Ulen bizde bunların hepsini kamu arazisine yapıp bir de üstüne 400 tl muayene ücreti vermeyeni rehin alıyorlar. Git o arkadaşlarına sarıl ve bir daha onlara böyle ithamlarda bulunma ayıptır. Şaka bir yana cidden kötü adam nedir bilmiyor bunlar. Ya da bilmiyormuş gibi yapıyorlar.

Şimdi bildiğimiz üzere Norveç hem zengin yer altı kaynakları ve hem de balıkçılıkta baya ekonomisini güçlendirmiş bir ülke.

Öyle klasik anlamda yok Afrika elmasları geyiği felan değil.

Kimsenin kimseyle bir işi yok öyle düzgün ve naif insanlarla dolu. Musluk suyu içiyorlar mesela. Öyle de temiz bir yer yani. Greenpeace neden orada var bu bile tartışma konusu.

Musluk suyu biz en son ne zaman içtik hatırlayan yok. Benim dedemgillerin döneminde musluk suyu içilmiyormuş. Onlar içince biz yıkanınca kanser oluyoruz. Birde bizdeki gerçek sizdeki dizi ulen.

Çok kızdım sanki bizimle eğleniyor bu Norveç halkı. Sanki bizim yaşamlarımızla dalga geçiyorlar gibi geldi bana. Hani bizdeki en fantastik kurgu sizin gündelik yaşamınız der gibiler.

Bu dizinin bütün kötülüklerinin bizim ülkemizde iyiliğin en saf hali olarak anılacağını göz önünde bulundurunca, dizinin hiçbir ilgi çekici yanı olmadığına karar veriyor insan. Tekrar diyorum adam ne yapsın coğrafya kader işte. Naiflik bunların hamurunda var.

Bu kadar Norveç somonu tarifi neden verdim? Yani öyle Norveç’ten bakarak kötü adam tanımı yapamazsınız, yaparsanız böyle sıçarsınız.

Kötü adamlar ölümsüz aile ama öyle kimse kimsenin babası annesi felan değil. En azından dizinin sonunda bunu anlıyoruz. Onlar mitolojik kahramanlar devler. Ama insan kılığına girmişler. Nedendir bilinmez ilk bölümde babası olarak çocuğu dövüyordu. Sonra nedense baba değilmiş onu anladık. Devler ne olduklarına karar veremiyor bir türlü. Yine akrabalık ilişkisi olmasa bile ensest görünmesin diye aile gibi takılmak zorunda kalıyorlar ama role de fazla girmiş gibiler.

Öbürlerine ne demeli?

Ragnarok fazla kasılmış ve saçmalamış bir dizi. Senaryo felan belli ki bir garabetin eseri. Aman Norveç kötü tanınmasın aman en kötü adamımız bile iyi olsun demek için çekilmiş boktan bir dizi. İzleyip zaman kaybetmeyin.

 

 


Yorum ekle


Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses