06222021Sal
Last updatePz, 18 Nis 2021 12pm

Değişim oyunları

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

Önceki konferansımda XV-XVIII. Yüzyıllar arasında kendi ürettiğini tüketen ve değiş-tokuş ekonomisine esasen yabancı olan muazzam bir sektörden söz ettim. XVIII. Yüzyıla hatta daha sonrasına kadar en gelişmiş döneminde   bile Avrupa' da genel yaşama pek katılmayan bölgeler olmuştur ve bu bölgeler, soyutlanmışlıklar içinde, neredeyse bütünüyle içlerine kapanmış, kendi yaşamlarını ısrarla sürdürmek istemişlerdir. Ben bugün özellikle değiş tokuşa bağlı olan ve hem pazar ekonomisi hem kapitalizm diyebileceğimiz konulara değinmek istiyorum. Bu ikili adlandırma bu iki alanı birbirinden ayırma düşüncesinde olduğunuzu belirtir. Bize göre bu iki alan birbiriyle karışmaz. Bununla birlikte bu iki faaliyet grubunun -pazar ekonomisi ve kapitalizm- XVIII. yüzyıla kadar geri planda kaldığını, insanların faaliyetlerinin muazzam maddi yaşam alanıyla sınırlı kaldığı, bu alanın bu faaliyetleri yuttuğunu yineleyelim. Pazar ekonomisi genişleyebilir, çok geniş alanlara yayılabilir, çarpıcı başarılara imza atabilir ama genellikle derinlikten yoksundur. Benim doğru ya da yanlış olarak kapitalizm dediğim Eski Rejim gerçeklerine gelince bunlar parlak ve çok gelişmiş ama dar bir düzeyde yer alırlar; bu kapitalizm tüm ekonomik yaşamı kuşatamamış ve istisnanın kuralı bozmaması gerçeği doğrultusunda kendine özgü ve kendiliğinden genelleşme eğiliminde olabilecek bir "üretim biçimi" yaratmamıştır.  Hatta genellikle tüccar kapitalizmi denen bu sistem son derece gerekli, vazgeçilmez koşulu olmasına rağmen pazar ekonomisini bütünüyle kuşatamamış ve yönlendirememiştir. Bununla birlikte kapitalizmin ulusal, uluslararası, dünyasal rolü açıktır.

I

Birinci bölümde sözünü ettiğim pazar ekonomisi çok fazla belirsiz değildir. Gerçekten de tarihçilere göre çok önemli bir yere sahiptir pazar ekonomisi. Bütün tarihçiler ayrıcalıklı bir yere koyarlar bu Pazar ekonomisini. Bir karşılaştırma yaparsak, üretim ve tüketim henüz işin başında olan niceliksel araştırmaların dikkatle ve titizlikle incelemiş olduğu alanlar değildir. Bu dünyaların anlaşılması kolay değildir. Buna karşılık pazar ekonomisi sürekli kendinden söz ettirir. Arşiv belgelerinin sayfaları bu konuyla doludur; kent arşivleri, tüccar ailelerin özel arşivleri, mahkeme ve polis zabıtları, ticaret odalarında yapılan tartışmalar... Bu durumda Pazar ekonomisini bilmemek ve onunla ilgilenmemek Mümkün müdür? Devamlı sahnededir pazar ekonomisi. Tehlike tabii ki onu kesinlikle tek olarak örmek, onu istilacı bir varlık gibi düşündüren aynı lüksüyle anlatmaktır; oysa kendisini üretim ve tüketim arasında bir ilişki rolüne indirgeyen dolayısıyla ve XIX. yüzyıldan önce kendisini destekleyen gündelik yaşam okyanusu ve onu kesinlikle yukarıdan yönlendiren kapitalizm süreçleri arasında kimi zaman çok ince, az çok derin ve dirençli bir tabaka olması dolayısıyla büyük bir bütünün parçasıdır kesinlikle. Pazar ekonomisini kısıtlayarak tanımlayan ve gerçek rolünü gösteren bu sırrolama konusunda açık seçik bilgiye sahip olan çok az tarihçi vardır. World Kula pazar fiyatlan hareketinden, yükselmesinden, düşmesinden, krizlerinden, uzak bağlantılarından ve ortak değerinden yani değiş tokuş hacminin düzenli biçimde büyümesini somut hale getiren unsurlardan çok fazla etkilenmeyen bir kaç isimden biridir. Onun imajlarından birini hatırlarsak, önemli olan her zaman kuyunun dibine, derin su kütlesine, pazar fiyatlanın etkilediği ama her zaman nüfuz edemediği ve sürükleyemediği maddi yaşam kütlesine bakmaktır. İki alanda -kuyunun ağzı ve kuyunun dibi birden olması mümkün olmayan ekonomi tarihi de endişe verici bir eksiklik içerme riski taşır. Bununla birlikte şurası çok açıktır ki XV. ve XVII. yüzyıllar arasında pazar ekonomisi, bu hızlı yaşam bölgesi sürekli genişlemiştir. Bunun işareti ve kanıtı bazı yerlerde pazar fiyatlarında görülen zincirleme değişikliktir. Bu fiyatlar bütün dünyada sürekli değişiklik gösterir. Birçok gözlemden elde edilen sonuçlara göre Avrupa, Japonya ve Çin' deki, Hindistan' dakik değişiklikler ve İslam ülkelerindeki (Osmanlı devletindeki), değerli madenîlerin çok önemli roller oynadığı Amerika'daki yani Nueva Espaifia, Brezilya ve Peru'daki değişiklikler. Ve bu fiyatlar iyi kötü denklik gösterir, az ya da çok hızlı sapmalarla birbirlerini izlerler. Ekonomilerin birbirleriyle çok yakından ilişkili oldukları Avrupa'nın tümünde çok zor fark edilen, buna karşılık XVI. Yüzyıl sonu ve XVII. Yüzyıl başı Hindistan'ıyla ilgili olarak Avrupa'ya göre en azından yirmi yıllık bir gecikme gösteren sapmalardır bunlar. Kısacası, iyi ya da kötü belli bir ekonomi dünyanın farklı pazarlarını birbirine bağlar. Bu ekonomi arkasından sadece bazı istisnai mallan ama aynı âmânda değerli madenleri, dünyayı dolaşan ayrıcalıklı seyyahla sürükler. Amerika'da basılan İspanyol gümüş paralan Akdeniz' den, Osmanlı Devleti’nden ve İran'dan da geçerek Hindistan ve Çin'e ulaşır. 1572' den başlayarak Amerikan beyaz madeni Manila üzerinden Pasifiği aşar ve yolculuğunun sonunda bu yeni yolla bir kez daha Çin' e ulaşır. Bu bağların, bu zincirlerin, bu dolaşımın tarihçilerin ilgisini çekememesi mümkün müdür? Bu gösteriler çağdaşlar nasıl büyülemişse onları da büyülemiştir. Gerçekten ilk ekonomistler pazarda arz ve talep dışında neyi incelemişlerdir? Titiz ve kibirli kentler, onların ekonomi politikaları pazarların, beslenmelerinin ve fiyatlarının denetlenmesinden başka nedir ki? Ve hükümdar. . . Onun faaliyetlerinde ve tasarruflunda görülen ekonomi politika ulusal Pazar, savunulması gereken ulusal bandıra, iç ve dış pazara bağlı ve geliştirilmesi çok önemli olan ulusal sanayi değil midir? Eylemin mümkün ve mantıklı olduğu yer bu dar ve hassas bölgedir. Bu dar bölge pratikte her gün görüldüğü gibi alınan önlemleri yansıtır. Öyle ki sonunda doğru ya da yanlış, değiş tokuşun kendi içlerinde belirleyici, dengeleyici bir rolleri olduğuna, rekabet aracılığıyla düzensizlikleri giderdiklerine, arz ve talebi ayarladıklarına, bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler ilkesi içinde kalındığında pazarın gizli ve gönüllü bir tanrı, Adam Smith'in "gizli eli", XIX. yüzyılın kendi kendini düzenleyen pazarı, ekonominin olduğuna inanılmıştır. Burada bir parça gerçek, bir parça kötü niyet ama aynı zamanda da hayal vardır. Pazarın kaç kez bozulduğu, yozlaştığı, fiyatların tekel tarafından keyfi biçimde fiilen ya hukuken belirlendiği unutulabilir mi? Özellikle de rekabet erdemleri ("insanları hizmete soktuğu ilk bilgisayar") kabul edildiğinde en azından pazarın, üretim ve tüketim arasında sırf kısmi olması yüzünden de olsa kesinlikle eksik bir bağlantı olduğunu belirtmek önemlidir. Son sözcüğün altını çizelim: kısmi. Ben gerçekten bir Pazar ekonomisinin erdemlerine ve önemine inanıyorum ama onun özel hükümranlığa inanmıyorum. Bununla birlikte nispeten yakın dönemlere kadar iktisatçılar sadece kendi şemalarından ve derslerinden hareket ederek düşünüyorlardı. Turgot için dolaşım bütün ekonomik yaşamdır kesinlikle. Aynı şekilde, çok daha sonra David Ricardo pazar ekonomisinin dar ama canlı ırmağını görmüştür sadece. Ve yaklaşık elli yıldan beri deneyim kazanmış iktisatçılar "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler"in spontan erdemlerini savunsalar da kamuoyu nezdinde ve günümüzün siyasal tartışmalarında mit henüz silinmiş değildir.

Sonuç olarak ben kapitalizm sözcüğünü kendisine yurttaşlık hakkının tanınmadığı bir dönemde tartışmaya açıksam bunun nedeni öncelikle farklı biçimlerde ortaya çıkan faaliyetleri belirtmek amacıyla pazar ekonomisi dışında bir sözcüğe ihtiyaç duymamdır. Benim niyetim kesinlikle kurdu ağıla sokmak değildi. Bu savaş sözcüğünün anlamların belirsiz olduğunu, müthiş bir güncellikle ve büyük olasılıkla da anakronizmle yüklü olduğunu çok iyi biliyordum; birçok tarihçi daha önce ve bilinçli olarak yinelemiştir bunu. Kesinlikle temkinli davranmayarak ona kapıyı açmanın birçok nedeni vardır.

 Öncelikle XV-XVIll. yüzyıllar arasında bazı süreçler için özel bir adlandırmaya ihtiyaç vardır.  Ayrıntılı olarak irdelendiğinde bunları sadece sıradan bir pazar ekonomisi içinde görmek saçmalık olur. Bu durumda kendiliğinden bir sözcük gelir akla: kapitalizm. Rahatsız olup kapıdan kovsanız belki anında pencereden girer o. Gerçekten de on un yerine koyacağınız uygun bir sözcük yoktur ve çok karakteristik bir şeydir bu. Amerikalı bir iktisatçının dediği gibi ne kadar eleştirilirse eleştirilsin kapitalizm sözcüğünü kullanmanın en geçerli nedeni onun yerini dolduracak başka bir sözcüğün olmayışıdır. Hiç kuşkusuz ar kasından bir yığın tartışma ve kavga getirmesi gibi bir sakıncası vardır bunun. Bu tartışmaların kimileri iyi, kimileri daha az iyi, kimileri boştur ancak bunlardan kaçınmak ve bunlar yokmuş gibi davranmak ve tartışmak mümkün değildir. Bu bağlarında en büyük sakınca ise sözcüğün ona güncel yaşamın yüklediği anlamlarla dolu olmasıdır. Kapitalizm geniş anlamda XX. yüzyıl başına ait bir kavramdır. Ben biraz da tartışmalı olabilecek bir görüşle bu kavramın gerçek anlamda ortaya çıkışını Werner Sombart'ın 1902 tarihli ünlü yapıtı Der modeme Kapitalismus'a bağlıyorum. Marx'ın bu sözcükten habersiz olduğu söylenebilir. Ve biz doğrudan doğruya en büyük günahının tehdidi altındayız şimdi: anakronizm. Genç bir tarihçi sanayi devriminden önce kapitalizmin olmadığını haylıyordu: "Kapital, evet; kapitalizm, hayır!" Bununla birlikte geçmiş, hatta uzak geçmiş ve şimdiki zaman arasında tam bir kopma, mutlak kesintisizlik ya da deyim yerindeyse bir bulaşıcılık olmadığı söylenemez. Geçmişin deneyimleri durmaksızın bugünün yaşamına yansırlar ve zenginleştirir de onu. Ve önemli olduğu söylenebilecek birçok tarihçi bugün sanayi devriminin XVII. Yüzyıldan çok önce ortaya çıkmış olduğu fark etmiştir. Buna inanmanın belki en geçerli nedeni önlerindeki sözde başarı örneğe bakarak kendi sanayi devrimlerini gerçekleştirmek isteyen ama bunu beceremeyen az gelişmiş ülkelerin durumudur. Kısaca söylemek gerekirse sürekli tartışılan bu diyalektik -geçmiş, şimdi; şimdi, geçmiş- tarihin kendisinin kalbi, varlık nedeni olma riski taşır.


Yorum ekle


Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses