05182022Çrş
Last updatePzt, 11 Nis 2022 9pm

Düşlerin efendisi-Quills

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 


Marquis De Sade’ın yaşam öyküsünü anlatan film, Oscarlı Kate Winslet, Geoffrey Rush ve Michael Caine ile birlikte tam manasında dönem filmi olmuş. Geoffrey Rush'ın hayat verdiği Marquis De Sade bize kim olduğumuzu hatırlatıyor. Filmin açılış sahnesinde giyotine götürülen kızın cellat ile olan ilişkisini, sex ilişkisi gibi yansıtan sahne Stockholm sendromunu oldukça iyi ifade etmiş. Düşlerin efendisi-Quills filmi Marquis De Sade’nin yaşamını anlatıyor gibi görünse de sadizmin ne demek olduğunu bize hatırlatıyor. Bazen kimin daha “sadist” olduğunu sorgulatan Düşlerin efendisi-Quills filmi, Marquis De Sade’nin felsefesini anlatması bakımından oldukça başarılı.

Düşlerin efendisi-Quills filmi gibi filmleri tek sefer izlemek yeterli değildir. Birinci izlemede hikayeyi anlasak bile diyalogları yakalamamız bazen mümkün olmaz. Ancak ikinci izlemede diyalogların vurucu yanları anlaşılır. Bu yüzden filmin diyalogları içinde en az iki sefer izlemenizi öneririm. Genel anlamda film deliler hastanesinde geçiyor. Psikiyatrların yeni dünyanın din adamı gibi gösterilmesini daha önce Milos Formen’in "Guguk kuşu" filminde görmüştük. Ama burada da bazen deliliğin sadece toplumun kalıbına sığmamaktır tezini etkileyici biçimde hissedebiliyoruz. Düşlerin efendisi-Quills filmi, Marquis De Sade’nin deli değil sadece uyarıcı olduğunu dile getiren ve bence de Marquis De Sade’ye hakkını teslim eden bir film olmuş.

Marquis De Sade bize içimizdeki ilkel benliğin kapılarını aralayan nadir filozoflardan biridir. Yazar olarak anılmasına bakmayın kendisi insanı ele alış tarzı, içimizdeki vahşiyi dışa çıkarışı, ahlakçılığın asıl sapkınlık olması tezini ele alışı ile marki çağının ilerisinde bir filozoftu. Neden böyle söylüyorum? Aslında bizler alt benliklerimizi bastırmış kişileriz. İçimizde canımız acıdığında bambaşka canlılara dönüşecek bir canavara sahibiz. Bastırılan duygular büyüdükçe içimizdeki canavarda büyüyor. Toplumsal yaşamla onun genel ahlak kuralları zırvalardan ve sadece yaşadığımız dönemden ibarettir. Birkaç yüz yıl sonra başka kuralların peyda olacağı kesindir. Düşünsenize kızı erkek arakadaşıyla birlikte olduğu için önce kızını sonra kendini öldüren babaların olduğu ilginç bir toplumsal gerçeklik var karşımızda. Birkaç yüz yıl sonra sorun olacak mı?Bence hayır.

Toplulukların ahlak yasaları doğaya uygun yasalar değildir. İnsanın doğası birçok açıdan bu yasalara uymaz. İnsan yemek, uyumak, sevişmek, dışkılamak gibi temel ihtiyaçlara sahiptir. Neredeyse bunları tamamı için toplum tarafından uydurulmuş kurallar var. Aslında insanın doğasına uygun olmayan eklektik toplumsal yaşam tarzımız var. İşte toplum ya da topluluk olma hali insana şiddeti göstererek iki yüzlüce arzularını bastırmasını emreder. Elbette bunu yaparken aynı zamanda insanı ehlileştirir. Kendi menfaatleri için güder. Erkeği aileylei kadını namusla zapturapt altına alır. Daha sonra kendisi için mevziye çevirdiği bu sosyal zindanlar üzerinden kendi iktidarını kurumsallaştırır.

Marquis De Sade’nin felsefesine göre cinsellikle iktidar arasında oldukça sıkı bağlar vardır. Marquis De Sade bireyin başka bireyler üzerindeki kontrolünde bunu görür ve sapkınca bulur. İnsanın başkalarının acılarından haz alan yanı olduğunu sürekli olarak deşer. Aslında “bizden daha kötü durumda olanlar var” deyişinde bile gizli bir mutluluğun olduğunu deşifre eder. İyi düşündüğümüzde Marquis De Sade’nin haklı olduğunu kabul etmemek mümkün değildir. İçimizde bir yerde toplumun saçma yaslarına kızan yan hep vardır. Toplumu değiştirme arzumuzun altında ondan intikam alma arzumuzun yattığı da bence doğrudur. İnsan, kabile yaşamından beri sürekli olarak birey olmak için mücadele eder. Marquis De Sade’nin felsefesinde haklılığının en büyük kanıtı insanın bu mücadelesidir.
Bütün bunlardan ötürü Düşlerin efendisi, Quills filmini izlerken biraz daha dikkatli olun derim.


Yorum ekle


Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses