05182022Çrş
Last updatePzt, 11 Nis 2022 9pm

Ekonomik kriz nedir? Aynı nicelikteki her emek aynı şeydir.

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Ekonomik sistemler neden kriz üretirler?

1.bölüm: Aynı nicelikteki her emek hemen hemen aynı şeydir. 

Ekonomik kriz sadece kapitalizme özgü bir durum değildir. Her sistem bir ekonomiyi örgütler bu yüzden sistem demek ekonomi demektir, çünkü sistem demek kimin neyi ne kadar üreteceğini ve kimin neyden ne kadar alacığını örgütlemiş yapı demektir. Bu yüzden Ekonomik kriz günümüze kadar ki her sistemin ve hatta reel sosyalizmin bile sonunu getiren tek gerçektir. Her sistem kriz üretir ama Marks’ın dediği gibi her ekonomik kriz aynı zamanda bir ideolojik krizdir. Çünkü öznenin ekonomiyi kavrayışı şekli ideolojidir. 

Açık konuşmak gerekirse hala krizlerin nedeni hakkında elle tutulur bir açıklamaya sahip değiliz. Marks’ın sermaye birikimi tezi dışında bir önermenin olduğunu söylememiz mümkün değil ki sermaye birikimi teorisi bile aslında tam bir izahata sahip değildir.

Kapitalizmin bir ekonomik kriz içerisinde olduğu ve son 13 yıldır bu krizi aşma çabaları olsa dahi bir türlü tekrardan ileriye bir hamle yapılamadığı bir sır değil. Günümüz ekonomistleri “fed bir açıklama yapsa da ekonomi düzelse edalarında sabah ekonomi programlarını kadın kuşağı kıvamına çevire dursun fed, dünya bankası, IMF ya da başkaca uluslar üstü misyon yüklenmiş küresel herhangi bir kurum bu gidişatı düzeltebilseydi şimdiye çoktan düzeltmişti.

Kapitalizm bir “başarısızlıklar” sistemidir. Her yıl kurulan firmaların sadece %5’i beş yıl ayakta kalabiliyor ve yine bu %5’lik dilimdeki firmaların sadece %1’i (yani kurulan her iki bin firmadan biri) 25 yılı dolduruyor. Aslında kapitalizm tam bir başarısızlık düzenidir ama reklam ve pazarlamada o kadar başarılı ki sanki her firma açan Bill Gates oluyormuş gibi bir hava estiriliyor. Halbuki kapitalizm kriz üreten bir sistemdir. Peki kapitalizm neden ekonomik kriz üretir?

Etrafımızda bizim ihtiyaç ya da isteğimizi karşılayan her şey ama her şey emeğin ürünüdür. Giydiğimiz kıyafetler, içtiğimiz sular, yediğimiz yemekler, içinde yaşadığımız mekanlar, şehirler, otoyollar ve bunları yapmaya yarayan makineler ve hatta sermayenin kendisi bile emek ürünüdür. Yani aslında bir şeyin değerli olmasının temel nedeni bir istek ya da ihtiyacımıza denk gelen herhangi bir imajın ürünü olması değil bu imajın ürünü için birilerinin emek harcamış olmasıdır. Örneğin bir kaşık ya da çatal yemek yememize yardımcı olarak bir isteği karşılar, bir bisiklet ya da araba bir yere ulaşma isteğimizin ürünleri olarak var olur. Ama bu eşyalar birileri tarafından bizler için üretilir. Bizde en iyi bildiğimiz iş kolunda başka insanlar için üretim yaparız. Üretimin hangi kademesinde olduğumuzun bir önemi yoktur. Üretim bir bütündür. Bu ürünlerin tamamına “meta” deriz. Her meta billurlaşmış bir emek kitlesidir. Tüketilmesi durumunda bizi bir emek sürecinden kurtardığı için değerlidir. Yani emeğin ürünü olan şey, başka bir yerde başka bir gelir sahibini bir üretimden kurtarır.

Etrafımızda gördüğümüz her şey bir emek ürünüyse, görüntünün makine, teçhizat, hammadde, ara mal veya sermaye şeklinde olması bu gerçeği değiştiremez. Girdi sadece emeğin başkalaşmış halidir. Bu emek bir işçinin el becerisi olarak o dakikada mı üretim sürecine dahil oluyor, yoksa daha önceki bir süreçte üretilmiş bir ürünün üretiminde mi üretime dahil oluyor sorusu aslında anlamsız ve gereksiz bir sorudur. Her şekliyle bir emek sürecinin sonucunda açığa çıkmış ve bir başka ürüne dolaylı yollardan aktarılmış her emekte denklemdeki tek girdi olan emeğin bir yansımasıdır.

Her şeyi tek bir öze emeğe indirgeyebildiğimize göre üretim sürecinin sonucunda açığa çıkan, ücrette, rantta, kârda, faizde emeğin ürünüdür. Yani girdi olan emek ise çıktı olan da emeğin kümülatif sonucundan başka bir şey olamaz. Tüm gelirlerin satın alma gücü ancak ve ancak piyasadaki mal miktarı kadar olabilir. 10 tane ekmek üretilen bir toplumda gelirleri 1000 ayrı başlık altında da toplasanız, gelirlerle alınacak tek şey 10 ekmek olacaktır. Doğal olarak çıktı cinslerinin herhangi birinde doğacak yükselme diğerlerinin sadece payını azaltacaktır. İşte bu yüzden emeğin direk anlamda karşılığı olan ücret dışındaki tüm çıktılar aslında emeğin verimsiz olduğunu gibi bir intibaa sebep olur. Yani on ekmeği üreten kişilere eklenecek her fazla eleman bu 10 ekmekten pay alacak ve sanki onlarca kişi sadece 10 ekmek üretebiliyormuş gibi bir tablo ortaya çıkacaktır. Doğal olarak üretim yapmak mantıksız bir hale gelir ve herkes kendi ekmeğini kendisi üretmeye başlar.

Her emek süreci ama istisnasız her emek süreci kendisinden daha büyük bir verimi açığa çıkarmak zorundadır. Girdinin bu tarafı emekken, çıktı da emektir. Girdi olan emek kendinden daha büyük bir çıktıya sebep olmuyorsa o üretim alışkanlığı terk edilir ve daha üretken alanlara emek kaymaya başlar.

Her şey etrafımızdaki tüm metalar emeğin ürünüyse, emeğin marjinal külfetine yapılacak her iyileştirmenin de metaların fiyatına yapılacak bir zam demek olduğunu ve bu sebepten emeğin üretkenliği dışında gelirde bir iyileşmenin mümkün olmadığı gibi bir çıkarımda da bulunmak mümkündür tıpkı klasik iktisatçıların yaptığı gibi. Ancak fiyat ile emeğin ücreti arasına giren kar, faiz ve rant gibi başkaca gelir kalemlerinin olduğunu göz arda edersek bu mümkün olurdu. Doğal olarak fazla çalışmak ya da daha fazla üretmek emeğin durumunu iyileştirmek bir yana daha da hızlı bir şekilde daralmayı getirecektir.

Girdi emek miktarıyla çıktı emek miktarı arasında oldukça büyük bir fark vardır. Aslında toplumsal üretimin temel sebebi de budur. Yani tek başımıza bir kilo demir cevheri çıkarabilirken, topluluk halinde bunun kat ve kat daha fazlasını çıkarabiliriz. Bu sadece emeğin üretkenliğinin bir yönüdür. Yine demir cevherinin bir otomobile dönmesine kadar geçen süreçte onlarca farklı emek bir araya gelirken tek başına bir araba üretmek isteyen kişiden yüzlerce kat daha büyük bir verimle araba üretebilir toplumsal emek. Doğal olarak bizim emeğimizin tek başına gösterdiği verimlilik ile toplumsal emeğin kişi başına düşen verimliliği arasında izahatı çok zor bir fark vardır. İşte kar, faiz ve rant tam olarak bireysel emek ile toplumsal emeğin arasındaki bu girift alan sömürünün yoğunlaştığı alandır. Biz o yüzden çok başarılı bir ekmek ustasının emeği ile bir yazılımcının emeğini kıyaslarken hep ibreyi yazılımcıdan ya da daha az bilenen emek alanından yana kullanırız. Bizim için ekmek yapmak kolay bir iştir ama yazılım yazmak oldukça zordur. Halbuki toplumsal emeğin sağladığı faydaları bir kenara bırakırsak yazılımcının birkaç ay içerisinde açlıktan ölmesi işten bile değildir.

Bir şeyi çok doğru anlamak lazım, aynı tonda üretkenliği yakalamış her usta emek hemen hemen aynı şeydir. Bir emeği daha elzem hale getiren şey onun sağladığı toplumsal fayda değildir. Bir emek türünü daha geçerli bir hale getiren şey emeğin o günkü koşullardaki istek ve ihtiyaçlara göre şekillenip şekillenmediğidir. Bir bardak su için ödeyebileceğimiz bedel çevresel koşullara göre bazen en iyi programın onlarca katından daha yüksek olabilir. Bu ne yazılımcının emeğinin değersiz olduğunu gösterir ne de su taşıyan emeğin çok değerli olduğunu gösterir.

İkinci dünya savaşı sırasında bir kilo etin bile kilolarca altın ettiğini göz önüne alırsak, emeğin değerini belirleyen şeyin çevresel koşullardan başka hiçbir şey olmadığını görürüz.

Bu yüzden bir saatlik usta emeğin değeri diğer bütün usta emek biçimlerinin değeri kadardır. Demek ki servetin kaynağı hiçbir koşul altında emeğin üretkenliği değildir. Ama zenginlik emeğin ürünüdür.

Servet birikmiş meta yığınlarından oluşur. Bu ister hammadde olsun isterse de işlenmiş ürünler olsun fark etmez. Zenginlik ise bu servetin tüketimiyle açığa çıkan şeydir. Ama bu şey nedir? İşte bu noktada girdi emek ile çıktı emek arasındaki fark ortaya çıkar.

Bir birim emek girdisi ile bir birim meta oluşur. Eğer ki iddia ettiğim gibi üretken emek hemen hemen aynı çıktıyı veriyorsa (ki vermek zorundadır) çıktısı olan metalarda birbirine eşittir. Ancak bu sadece servetin miktarını belirlerken kullanabileceğimiz bir sabit verir bize. Denklemin diğer tarafında tüketim ile açığa çıkan bir zenginlik olmalıdır. Emek, üretim, Pazar ekonomi biliminin maddi yönünü oluşturur ve açık ki biz bugüne kadar sadece ve sadece ekonomi biliminin bu maddi yönüyle ilgilendik. Ancak bir mal tüketilmediği sürece zenginliğe dönüşmez.

Devam edeceğiz


Yorum ekle


Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses