09262021Pz
Last updateCts, 25 Eyl 2021 9pm

Misak-ı milli hayalleri neden başarısızlığa mahkum?

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Türkiye cumhuriyeti 2002 yılından bu yana AKParti iktidarı ve 2014 yılından bu yana Erdoğan iktidarı boyunca ve hatta refah partisi için bile bir slogan görevi gören en büyük propaganda osmanlıya övgü olmuştur. Çünkü cumhuriyet devrimi ittihatçıların devrimiydi ve terakki perverciler adeta yok sayılmıştı. Refah partisinin 90lı yıllardaki yükselişiyle birlikte savaşı kaybedenin Osmanlı olmadığı, nasıl ki kurtuluş savaşını başlatanlar Osmanlı subaylarıydıysa 1.dünya savaşını kaybedenlerinin de aynı Osmanlı subayları olduğu tezi daha güçlü ifade edilmeye başlanıldı. Oldukça haklı bir tezdi, tabi kuva-i milliye operasyonlarını İngilizlerle birlikte yürütüyor olmasaydı Osmanlı.

Talat paşa hükümetinin düşmesi ve Rauf Orbay’ın barış görüşmeleri yapması için bahariye nazırı ilan edilmesi ile başlayan Mondros ateşkes görüşmelerinin nihayete ulaşması sonrası İstanbul gazetelerinde Mustafa Kemal ismine rastlıyoruz. Yani aslında 1.dünya savaşının bir kaybedenidir kendisi, savaş sonrası görüşü çok daha ilginçtir.

"Bir devletin küçülmüş bile olsa her hâlde bir siyasi mevcudiyet ve millî birlik muhafaza ederek böyle bir badireden kurtulabilmiş olması en büyük siyasi başarı sayılmalıdır." yazıyordu,  Mustafa Kemal’in görüşlerini yansıtan Minber gazetesi 1 Kasım 1918'de.


Dünyanın Neden Süpermen'e İhtiyacı Yok?

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

"Dünyanın Neden Süpermen'e İhtiyacı Yok?" Luis lane’nin Süpermen’den umudu kestikten sonra kendi ayrılık şokunu toplumla birlikte atlatmak için yazdığı yazıydı Süpermen filminde. "Dünyanın nasıl Süpermenlere ihtiyacı var?" sorusu ezelden beri sorula geldi. Bu kadar çıplak bir soru değildi ama  Makyavellinin prensinden sonra benzeri birçok soru soruldu. Daha gerilere de götürebiliriz bu tartışmanın köklerini, Antik Yunanda da bu konu tartışılmış bir konu ama nedense hiç kimse toplumsal önderin neden var olduğunu, önderliksiz bir toplumun nasıl olabileceğini sorgulamadı. Ne yazık ki insanın kendine önderler edinme zaafı var. Bu yüzden sanki güzel bir şeyi belirtir gibi deriz ya "her koşul kendi önderini yaratır", aslında bu kadar Darwinci bir durum söz konusu değil. Coğrafyanın yani koşulların müthiş önemi var ama koşullar önderleri yaratmaz, önderler koşulları yaratır. Ve bu yüzden önder olurlar. Herkes Hitlerin bir sonuç olduğunu düşünür ve Alman toplumunun bilinçaltını okşayan bir dehaymış gibi görür. Hâlbuki öyle değildir, Hitler Alman toplumunu hayal bile edemeyeceği bir yere sürüklemiş ve tâbi olmanın doğası gereği Alman toplumu ilk sustuğu suçla birlikte bütün suçların ortağı olmuştur. Eğer ki Hitler faşizmi, ortak bir dünya duygusunu ifade ediyor olmasaydı, iktidarı rüyasında bile göremezdi. İmparatorluğun o gün Hitleri suçlama sebebi faşist ideoloji değildi, “Stalin dururken” Fransa’ya saldırmak neyeydi? Bu affedilir bir durum değildi.

Siirt Kısa film festivali İstanbul film ekimine karşı

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Habertürk’de ne yapsak isimli bir kültür sanat programı var. Bilindiği üzere ekim ayı film ayıdır, sanatsal faaliyetlerin en yoğunlaştığı aydır, sezon açılır, diziler başlar, filmler vizyona girer, oyunlar oynanır tekrardan. Adeta sanatın ilk baharıdır ekim. İşte Ne yapsak isimli programda da bu hafta film festivalleri konuktu. İlk konuk İKSV’nin meşhur film ekiminin, koordinatörü Kerem Ayan’dı. Açık konuşmak gerekirse İKSV yani İstanbul kültür sanat vakfı kesinlikle çok iyi. Tek kelimeyle şahane işlere imza atıyorlar senelerdir. Ancak konuşmanın tamamından yola çıkarsak, pandemiden dolayı kapalı salonların tercih edilmediği ama online olmayan filmlerin salonlardan izlene bilineceği, neden online film izleyenlerin para vermek zorunda olduklarını ve neden sınırlı izleyicinin para vererek onlineda izlemesi gerektiğini gibi sanatı metalaştırılmasına hizmet eden bir sunum yaptı Kerem Ayan. En azından ben bunu anladım film ekimi hakkında.

Sömürgeleştirilen insan George Floyd

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Her iktidar bir güce dayanır. Güce dayanmayan hiçbir siyasi iktidar ayakta kalamaz. İktidarı yok etme fantezisinin altında yatan şey de bir iktidardır. Güç ya da kuvvet iktidarın ta kendisidir. Bazı iktidarların iyi olma hali, gücünü haklılığından almasına dayandırılır ne var ki her iktidar yakın zamanda haklılığını gücünden almaya başlar. İyi olması istisna hali olarak ele alınmalıdır. Her iktidar er ya da geç kötüye yönelecektir. Bu yüzden iktidarların sürekli olarak denetlenmesi gerekir. Bu canavara hesap sorulamaz ya da bu canavar hiçbir koşul altında sınırlandırılamaz. Ama yine de her iktidar bir güce dayanır onun zayıf yanı da bir güce ihtiyaç duymasından kaynaklanır. Arka planında her iktidarın, bir vektörler bileşkesi vardır. Aynı yöne kuvvet uygulayan vektörel bir birliğe ihtiyaç duyar iktidar. Yönü belirleyenin bir kişi ya da kişiler olması arkadaki kuvvetin parçalı olmasına engel değildir. Her kuvvet kendi gündemiyle iktidara dahil olur. Mühim olan o gündemleri temizlemektir.

Ermeni soykırımına ilişkin farz bir izahat

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin

Bundan tam 105 yıl önce sistematik bir şekilde ermeni nüfusu Osmanlı iktidarı tarafından katledilmiştir. Bu katliamda birçok Müslüman halk gibi Kürt halkının da azımsanmayacak bir payı var. Kürt halkının bu trajedideki rolünü görünür kılmak Kürt entelijansiyasının temel görevidir. Çünkü Kürtlerin sosyo-psikolojik karakteri bu eyleme ne denli yoğun iştirak ettiğiyle alakalı olarak ele alınması gereken bir konudur.

Bir kabulle başlayalım; Kürtler bu katliama ortak olmasaydılar yine de bu katliam olacaktı ama bu denli trajik boyutlara ulaşmayacaktı.

Bir kısım kendine Kürdistani diyen kişi yine kendini Kürt milliyetçisi diye tanımlayan ama her açıklamasını Türkçe yapan bir kısım sözüm ona Kürt partisi yetkilisi Ermeni soykırım ile Kürtlerin birlikte anılmasından rahatsızlık duymuşlar. Bu lümpen takım tarihi bir vesikaya dayanmadığı gibi her konuda olduğu gibi bu konuda da doğaçlama çalışmalar yaparak kafaları karıştırmaktalar. Bu yüzden bir daha böylesi bir vahşetin öznesi olmamamız için tekrar edelim, suçluyuz ve üzgünüz.

Sokağa çıkma yasağının iki hali Şırnak ve İstanbul

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin

Taybet ananın ruhu dolanıyor İstanbul sokaklarında. İstanbul’da sokakta kuş sesleri! İnsan nasıl da gürültülü bir varlıkmış, kaostan çıkınca anladık. Silopi’deki sokağa çıkma yasağı günleri geliyor aklıma, tanrı mukayyet olsun o akla. Kıyas olur mu iki hal hiç, bayılmakla ölmeyi demişti biri, değil uyumakla ölmeyi kıyas etmek gibi. Kuş sesleri, kedi mırlamaları, köpek havlamaları, nasıl bir olsun ki?
Kısılı kalma halinden açılacağım Taybet ananın 7 gün cansız yattığı o sokağa. 

Ne kadar da zor evde öyle tıkılıp kalmak, dışarı çıkamamak. Tiryakinin sigara arzusu gibi gördükçe canı çekiyor insanın. Kuşlar da ne davetkar. Dışarıda sadece üst kat komşunun çocukları. Hendek zamanı Mardin’de mahsur kalmışlar. “bu bişey mi Yunus abi” diyor ve ekliyor “sıkarak yakalayamadılar, koşarak hayatta yakalayamazlar.” Polisi kastediyor.

Garip bir hüzün sarıyor o an beni. Dalga geçtiğimiz şeye de bakın hele, ölüm.

Korona versiyon 2- en kötüsü daha görünmedi

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin

Herkes korona uzmanı olmuş belli ki deprem uzmanlığımız sonrası biyoloji uzmanlığımızı yapmaya başladık. Korona virüs nasıl yenilir tarifleri dolaşıma girmiş. Burnunuzdan içeri bir çengelli iğne sokun desek bunu yapacak 500.000 kişi var ama TKP hala 500.000 komünist bulamadı, ne yazık değil mi?

Herkes birkaç aya her şeyin düzeleceğini düşünüyor. Bilime müthiş bir güven var. Olsun da tabi ama ya beklentilerimiz gibi değil de başka türlü gelişirse olaylar?

Korona’nın çaresi bulunacak diye bir beklenti var hepimizde. Hala basit bir grip virüsü gibi görüyoruz her şeyi. AIDS’in çaresi bulundu mu? 40 yıldır bir basit virüsü yenemedi tıp bilimi. Bunu da yenemeyecek. En iyi ihtimalle aşının bulunması 2021 yılının sonları. Mevzunun farkına varmanız için söylüyorum, en iyi ihtimal ile 2021 yılının sonunda bulunacak demek, 2025 yılından önce çok büyük bir beklenti içinde olmayın demektir.

Hoş ve çakal kasım

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Katiller hakkettikleri gibi ölürler. İstisnasız her katil hakkettiği gibi öldü. Kasım da hakkettiği gibi öldü Ve Kasım da hiç ölmeyeceğini sanıyordu. İran ve ırak halkının Amerikan emperyalizmine karşı direnişi mi dedi biri? Duy da inanma! İran'ın kendisi emperyalist bir ülkedir. Problemin kaynaklarından biri iran denen ülkenin Ortadoğuda bildiğimiz anlamda bir sömürge imparatorluğu olmasıdır. İran Azerilerin, Kürtlerin, Acemlerin, Bellucilerin, Lurların, Türkmenlerin ve Arapların topraklarını işgal etmiş bir büyük emperyalist ülkedir. Şia onun yayılmacı ideolojisidir. Bu ideoloji sayesinde Türkiye'nin bir çok islamcısınıda etkisi altına almış bir ülkedir. Şekli anlamda Suudi Arabistan'dan hiçbir farkı yoktur. Biz baktığımızda aradaki 7 farkı bulmakta zorlanırız. İstediği kadar antiemperyal takınsın İran ABD’nin köpeğidir.

Mesela şunu sormak gerekir Türkiye’ye Sevr anlaşmasını kabul ettirdikleri halde Türkiye'den asker çekmelerinin nedeni neydi? Ya da Vietnamda bir on yıl öncesinde taş üstüne taş bırakmamış, Arjantinde, Peruda her türlü pisliği yapmış ABD, Humeyni denen müptezelin İran'a dönmesine ve hemde Fransa'dan dönmesine neden müsahade etti acaba?

Kapitalizmin bir virüslük canı varmış

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin

Marjinallik komünistler için tercihlerden biri hiçbir zaman olmamıştır. Komünistler bildiğiniz sıradan yurdum insanları arasından çıkar. Bizim iddiamız her köşeden bir Zizek, Foucoult, Marks, Lenin çıkabileceği olduğu için her insana fırsat eşitliği olması gerektiğidir. Yani fikriyat, genelin fırsat verilirse özel bir karaktere dönüşeceğidir. Doğal olarak marjinal olmak gibi bir derdi olmuyor komünistlerin.

Doğu bloğu yıkıldığında komünizm kendine yeni bir beden aramaya başladı. Ama Marks, komünizmin ayaklarına öyle büyük bir prangaydı ki, onun zincir mesafesinden daha uzak bir yere komünizmin gitmesi mümkün değildi. Gerçekten de Marks’a yöneltilen eleştirilerin birçoğu Marks tarafından boşa çıkarıldı hem de öldükten 150 yıl sonra bile. En bilineni Frankfurt okulu bile bir çok acıdan marks tarafından yerle bir edilmiş desek yeridir.

İnsanlığı kim öldürdü

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

İdlib’de ölen askerlerden sonra bütün sınır kapıları açıldı. Belirli sınırları kendi belirlediği yasalarla koruyan toplumsal yapı bir anda sınır konusundaki netliği muğlaklığa çevirdi. Kimseye git demedi hiç kimse ama gitsin diye her yerde linç gösterileri görüldü.

İsmail Sayılmaz’a bakmayın siz. O adam zaten ırkçı. Dün gitsin diyordu şimdi ölenler ekmeğine bal olmuş. Bu ulusolcuların hepsi aynı terane. Mevzu Suriyelileri ne denli çok sevdiğimiz mevzusu değil. Bozuk saat bile iki kere doğruyu gösteriyor ya, gerçekten Avrupa’nın hiçbir ulvi değeri kalmamış, bütün o yüksek medeniyet, insan hakları felan hikâye.

Bizim ülkedeki Yunan düşmanlığına eş bir Yunan gardaşlığı var. Bir kısım ırkçı, Rum bırakmadı memlekette, bir kısım da İzmir’i verecek neredeyse. Neden hiç normal insanlar gündem olmuyor? Elbette bu sınırlar gerçek değil, elbette hepsi kalkmalı ama önce kafalardan kalkmalı. Mesela artık kim daha zalim diye tartışabiliriz? Artık belki Yunanistan’ın Makedonya’ya yaptığı baskıları kendi içinde emperyalist hayallere sahip olduğunu konuşmalı insanlar. Öyle platondan bu yana süren doğu roma imajı yok orada. Kaldı ki her devlet gibi devletin yunan hali de bildiğin zalim.

Yayılmacılığın Türk hali

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin

Emperyalizm kelime anlamıyla imparatorluk kurma eğilimi demek. Yani bu emel düsturunda yapılan her hareket emperyalizm diye anılır. İmparatorluk her vakit insanlığın başında duran bir bela olarak varlığını korudu. Roma, Bizans, Osmanlı, Hollanda, İspanya, İngiltere, Almanya, Rusya gibi birçok alanda dolandıktan sonra bugün ABD ve Çin arasında kimin üstün geleceği konusunda tartışmalar olsa bile bir imparatorluk olduğu gerçeğini değiştirmiyor. 

Peki, paylaşılamayan ne? Yani Çin ABD, Avrupa, Rusya sınırları belirgin değil mi? Muğlaklık olan yer neresi?

İki dünya savaşı ve hatta yüzlerce yıl süren savaşların tamamında bir tek düstur vardı Doğu Roma kimin olacak? Yani Romanın varisi kim?   

Bir zamanlar Osmanlıydı ama bir zamanlar.

Bizim tarihçilerin hiçleştirme gibi bir alışkanlıkları var. Osmanlıya karşı güncel yargıları  "Şerefsiz İdrisi Bitlis-i" diyerek ya  da "2. Mahmut’u nasıl ön göremedi bizim atalarımız" diyerek iki tarafı birden hiçleştirme eylemine gider ve oradan da bir türlü gerçek bir tarih çıkaramazlar.

TESLİM TÖRE ve atom altı parçacıklar

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Teslim Töre hocayı tanımayan devrimci yoktur herhalde. O hayatının tamamını sınıf mücadelesiyle geçirmiş yiğit bir devrimci ve denizlerin yoldaşıydı. Genelde bizde hüzün ile anılır ölümler. Ama bu sefer öyle anmayalım Teslim Töre hocayı. Ondan bir hikaye anlatayım sizlere belki bundan felli herkes anarken yiğitleri bir enteresan anısını anlatır da anılarda yaşar devrimciler.

ÖDP sürecinde Bayrampaşa cezaevine yolu düşüyor Teslim Hoca’nın tabi o zaman TKEP diye bir örgütün lideri. Legal mücadele alanları yeni bir perspektif yaratıyor devrimcilere. Ama TKEP içten içe kaynıyor. Teslim Töre atom altı parçacıklar üzerine bir seminer veriyor. Kılıçlar çekilmiş herkes bir kıvılcım bekliyor zaten. Cuma Şat en önde dinliyor Teslim hocayı. Hoca parçacıkların dalga şeklinde hareket ettiğini söyleyince Cuma “olur mu öyle saçma şey, parçacıklar titreşerek hareket eder” diye yapıştırıyor. Teslim hoca ısrarla dalga şeklinde hareket ettiğini anlatıyor, çifte yarık deneyinden felan bahsediyor ama nafile. Cuma ve ekibi titreşerek hareket ettiğinde ısrarcı oluyor.

Kapitalizm çökerken-2

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Uygarlığın tek sorunu hırsız muhasebeciler değil elbette. Küreselleşme kendi içinde tutarsızlıkların esiri.  Tek bir dünya kurmak şöyle dursun ortak sorunlar karşısında tek bir tavır almak bile mümkün olmadı. Öncelikle dünyayı tekleştirmeye duyguda tekleşmeyle başlanılır. Çok basit bir soru insanlık tarihinin tek bir fikir etrafında birleştiği kaç olay yaşanmıştır bugüne kadar? Ben cevap vereyim sıfır. Ne Yahudi soykırımında, ne Filistin meselesinde, ne Kürdistan mevzusunda ne de herhangi başkaca bir olay karşısında. Ama yine de uygarlık dediğimiz olgu bir doğal akışın sonucudur. Uygarlık zorunluluktur. Başlangıç noktası taşa şekil verdiğimiz güne kadar uzanan bu uygarlık zaten de tek olmaya değil çok renkli olmaya dayanır, o yüzden de herkesin yönettiği değil çoğunluğun yönettiği bir ilkeler bütünüdür. Eğer ki gerçekten küreselleşme diye bir ütopyamız varsa ki bence böyle bir ütopya yok bunun yolu duygudaşlıktan geçer. Bazı olaylar karşısında çoğunluğun aynı duygularla buluşabilmesinden geçer. Tıpkı Rojava meselesinde bütün dünyanın Trump hariç tek bir duyguda buluşabilmesi gibi. Bu da gösteriyor ki bize halklar duygudaş olabilir ama tüccarlar asla duygudaş olamazlar.

Kapitalizm çökerken-1

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Herkes, Amerikan medyasında Amerikan halkına seslenen mektuplar yazmaya başlamış.  Ben kimse adına bir şey yazmayayım, sanırım savaşanlar dertlerini anlatabiliyor yeterince ve eminim bütün dünya kimin davasında haklı kimin zorba olduğunu biliyor. Bu yüzden size bunu anlatacak kişi ben değilim. İkinci dünya savaşı her ne kadar Normandiya’ya gitmemiş olsa da dedelerimiz hafızalardaki yerini bizim içinde koruyor. İnsanın ne kadar kötü bir varlık olabileceğini çok acı ve affedilmez tecrübelerle hepimiz öğrendik. Ben size neden tek bir dünya olmak zorunda olduğumuzu anlatacağım, ben size uzun zamandır unutulan uygarlığın ne olduğunu hatırlatacağım.

Berlin duvarı yıkıldığında serbest piyasa ekonomisinin özgürlük anlayışının, ferah toplumları yaratmak için bireyin haklarını ipotek altına alan sosyalizmin özgürlük anlayışını mutlak suretle yendiğini gördük. Çok kutuplu dünyada kapitalistler tarafından kullanılan bütün zor yöntemlerinin sosyalizmin yıkılmasından sonra terk edileceğini sanıyorduk.  Ancak serbest piyasa ekonomisini yöneten imparatorluk ağı kutuplu dünya döneminin hiçbir zor yöntemini terk etmedi. İster istemez sermaye sınıfı içinde de aynı şekilde kutuplu dünya ayrıcalıklarını terk etmeyen grupların oluştuğunu gördük.

Suyuna gidenin susuzluğu-HDP'nin gerçek üstü siyaseti

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Sosyalistler, komünistler veya Türkiyeli solcular samimiyet testinden sınıfta kalalı çok oldu. Her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı ekmek kadar hava kadar su kadar kutsal bir haktır. Ötelenmesini ya da bir süreliğine üstünün örtülmesini istemek ile bu hakkı hiç görmemek arasında niteliksel anlamda hiçbir fark yoktur. Bundan ötürü işlerinin kötü gittiğini, aslında onların mücadelesinin dolaylı yollardan zarar gördüğünü iddia etmek tek kelimeyle aymazlıktır.

Kürt halkı ister demokratik özerklikten yana ister bağımsızlıktan yana, ister üniter birlikten yana isterse de federasyondan yana tercihini kullanabilir. Burada sosyalistlerin sosyalist olmaktan kaynaklanan bir görevi var; her koşul altında bu halkı desteklemek, ezilenin yanında durmak, hak mücadelesinde insanca yaşama mücadelesinde bu kavgaya omuz vermek. Ancak görünen o ki gerçekten sosyalistler için ağır bir sorumluluk olmuş bu durum. Bunun nedeni mücadelenin zorluğu mu? Bunun nedeni desteklemesi durumunda başına gelecek olası yasal sıkıntılar mı? Elbette bunların hiç biri değil. Gerçekten her sosyalist sadece sosyalist olmanın bile bu gibi sıkıntıları başına getirebileceğini bilir ve zaten gelmiyorsa sosyalistliğimizi sorgulamamız gerekir. Demek ki sorun sosyalistlerin sosyalizmi nasıl algıladıklarıyla alakalı.

Rojava savaşının arkasında ne var? (2)

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Dün kaldığımız yerden devam edelim. Kürtlerin ayrı bir diyalektiği var. ABD bunun farkına vardı. Kürtlerle olan ilişkisini öyle bir düzene koyması gerekir ki, bir Kürt devleti kurulacaksa eğer Kürtler İsrail gibi ABD’nin bir eyaletiymişçesine hareket edecek kadar içselleştirmeli bu ilişkiyi. Bunun basitçe bir yolu var herkesin düşman olduğuna ve tek dostun ABD olduğuna Kürtleri inandırmak. ABD neden Türkiye varken Kürtlerle bir ittifak peşinde koşsun ki? Ve Kürtleri PKK’ye rağmen nasıl buna inandırsın?

İlk sorudan başlayalım ABD neden Türkiye varken Kürtlere yanaşsın? Çünkü Kürtler sahip olduğu coğrafyada bütün aşiretleri etrafında bir şekil toplamayı başardı ve o aşiretler Türkiye gibi kırmızıçizgisi olmayan bir dominant ülkeyle iş birliği yapmaktansa Kürtler gibi daha eşit hissedecekleri bir partnerle yürümeyi tercih edeceklerdir. Elbette her aşiret gibi Arap aşiretleri de kazanımlarına bakacaktır. Ancak Kürtler ile yürümesi konusunda ABD ısrarcı olacaktır. Çünkü kadın devrimi, seküler yaşam tarzı bu coğrafyada çokta rastlanan bir durum değil. Ama ABD’de çok iyi biliyor ki YPG demek PKK demektir ve PKK Marksist kökenli bir örgüttür. Buradan doğal bir müttefik çıkmasını beklemek çokta Amerikan tarzına benzemiyor. Lakin PKK olmazsa Kürtlerle çok daha hızlı ve çok daha sıkı bir ilişki geliştirebilir.

Rojava savaşının arkasında ne var? (1)

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Bir işin içinde ABD varsa o iş asla bir tek iş demek değildir. ABD kısa tarihi üçkâğıtçılıklar tarihidir. Emperyalist karakteri gereği her koşul altında kendisinin kazanacağı birden fazla denklemi kurmak konusunda oldukça usta olduğunu herhalde kabul etmeyecek kimse yoktur. Hele ki bu plan Pentagon merkezli bir plansa tam olarak ne planladığını anlamak bile çok güç olacaktır. Kürtlerse savaşırken bile duygusallar. Gerçeği normal zamanlarda anlamakta zorlanan bu millet savaş esnasında nasıl görsün gerçekliği. Refleks gereği anti-emperyalist bir şekle sahip Kürt hareketi ABD’nin yaptığı tüm kaypak davranışları bir plandan ziyade ABD’nin emperyalist karakterinden doğduğunu düşünüyor.

Bu çekilme kararı bir anda verilen bir çekilme kararı değil, ABD’nin haberi olan bir müdahale,  kurgulanmış oynanmış ve en az bir yıl öncesinden karar verilmiş bir hikaye. Hatta plan her neyse riske etmemek için YPG’ye bütün mevzileri söktürecek kadarda ince hesapların bile yapıldığını bir müdahale. Bu yüzden ABD’li saha komutanlarının bile haberi olmaması gerekirdi bu plandan. O kadar iyi kurgulanmış ki herkes bir anlık bir karar olduğunu sandı ve ABD o kadar profesyonelce bir plan yapmış ki komünist imana sahip olmayan her Kürt bir yandan ABD’ye el açma, bir başka yandan ABD başkanı Trump’a tepki duymaya başladı.

Nüpelda ve Ayaz; Lanet olmasın mı yaşadığımız çağa?

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin

İki kız babasıyım ben. Evlat sevgisi ne acayip bir duygu böyle! Eskiden beri lafta kadınlarla erkeklerin eşit olduğunu söylerdim ama içten içe hep şüphe duyardım söylediklerimden. Sonra ilk kızım Arya Rosa doğdu. Görmeniz lazım sanki beni klonlamışlar. Kızımı öyle seviyorum ki her gün saatlerce konuşmazsam eksik kalıyorum, namazını kaçırmış mümin gibi endişeleniyorum adeta. Öyle seviyorum ki, babamı hatta büyük dayımı bile fırçalıya biliyorum kızım için. “Kimse benim kızıma ne yapacağını söyleyemez, kabul etmem bunu” diyorum herkese. Bir şey anlaşılsın, ben yüksek sesle konuşmayı sevmeyen, bundan kaçan biriyim. Ama mevzu bahis ben değilim, kendimle ilgili konularda çok hoş görülü olmam kızım mevzu olunca hoş görülü olacağım anlamına gelmiyor. Bu yüzden tanıyan herkesten de açık açık bu konuda anlayış istedim.

Seçimin düşün dürdükleri

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Çok ilginç bir seçim sürecini geride bıraktık. Hiç kimsenin tahmin edemeyeceği gelişmeler ve yanlış anlaşılmalar yaşandı. Şüphesiz seçimin en büyük olayı HDP’nin bonkörlükte eşine az rastlanır desteği oldu. Bütün milletvekilleriyle sahada olan HDP aslında aday sahibi değildi, daha doğrusu Ekrem İmamoğlu lehine seçimden çekilmişti. HDP’nin bu tavrının getireceği çok ilginç bir gelişmelere gebe siyaset arenası. En başından beri belediye başkanlığı seçimi olarak görünmeyen bu seçim aslında siyaset ikonlarının oylandığı bir seçimdi.

İkon önderler toplumsal yapıları koruyabilmek, gerektiğinde toplumu bir hedefe kitleye bilmek adına toplum tarafından yaratılmış yarı tanrı figürlerdir. ABD, Türkiye, Çin, Küba ya da diğer herhangi bir ülkeyi ele aldığımızda sürekli olarak yarı tanrı misyonuna ulaşmış ikonları görürüz. Mevzu hiçbir zaman ikon önderin ne dediği üzerine kurulmaz. Türkiye’de Atatürk, Çin’de Mao bunun en belirgin önderlerindendir. Aslında Mao’nun ya da benzer örnek olan Atatürk’ün ne dediği toplumun umurunda bile değildir. Hatta Çin’de bunun en ilginç sosyolojik yansımasını “Mao’ya rağmen Maoculuk” gibi ilginç bir sloganda somutlaştığını gördük yakın tarihte. Bu ikonlar zor günlerde toplumu bir arada tutabilmek için sürekli olarak farklı anlamlara yorulur ve birliği sağlamak için harç görevi görür. Tıpkı Çin örneğinde olduğu gibi siyasi ikonlar yaşadıklarında toplumun çok ötesinde bir yere işaret etse bile toplum tarafından değer görmemiş olabilir. Zaten sosyo-politik görevleri bir yere işaret etmek değildir. Bu ikonların görevi toplumun karar vermesinde motive edilmesinde öncü olmaktır. Farklı bir önder çıkması halinde mesela Küba örneğinde olduğu gibi toplum önderinin arkasından yürümek veya o ikonu bertaraf etmek gibi b ir tercih de bulunmak zorunda kalır.

Öcalan ne dedi? Kürtler ne anlamadı?

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan avukatları aracılığıyla yaptığı açıklama üzerinden iki hafta geçti. Ne var ki hala doğru temelde anlayan birine rastlamak mümkün olmadı. Bu yüzden bir kez daha konuyu detaylı bir şekilde ele alma ihtiyacı doğdu.

99 Şubat’ında Kenya Nairobi’de uluslararası bir operasyonla Türkiye’ye teslim edilen Öcalan yolun buraya varacağını görerek 9 Ekim1998 günü Bekaa vadisini terk etmişti. 98 yılının sonlarında yaptığı bir açıklamada uçağını Ankara’ya indirmekten bahsederken de, İmralı duruşmalarında ortak vatan tezini ortaya attığında da ve hatta “Sümer rahip devletinden Halk cumhuriyetine” kitabını yayınladığında da Kürt hareketi Öcalan’ı anlamaktan oldukça uzaktı. Son barış görüşmelerinde de bunun hala aynı olduğunu teyit ettik.

O zamanlar “taktiksel mi yoksa stratejik mi bu hamle?” diye soranlar hala aynı soruyu soruyorlar. Sanıyorlar ki kendileri Öcalan’ın yapamadığını yapabilecek durumdalar ve sanıyorlar ki onların bugün yakaladıkları fırsatları Öcalan o gün yakalamamıştı.

Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses