05182022Çrş
Last updatePzt, 11 Nis 2022 9pm

Seçimin düşün dürdükleri

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Çok ilginç bir seçim sürecini geride bıraktık. Hiç kimsenin tahmin edemeyeceği gelişmeler ve yanlış anlaşılmalar yaşandı. Şüphesiz seçimin en büyük olayı HDP’nin bonkörlükte eşine az rastlanır desteği oldu. Bütün milletvekilleriyle sahada olan HDP aslında aday sahibi değildi, daha doğrusu Ekrem İmamoğlu lehine seçimden çekilmişti. HDP’nin bu tavrının getireceği çok ilginç bir gelişmelere gebe siyaset arenası. En başından beri belediye başkanlığı seçimi olarak görünmeyen bu seçim aslında siyaset ikonlarının oylandığı bir seçimdi.

İkon önderler toplumsal yapıları koruyabilmek, gerektiğinde toplumu bir hedefe kitleye bilmek adına toplum tarafından yaratılmış yarı tanrı figürlerdir. ABD, Türkiye, Çin, Küba ya da diğer herhangi bir ülkeyi ele aldığımızda sürekli olarak yarı tanrı misyonuna ulaşmış ikonları görürüz. Mevzu hiçbir zaman ikon önderin ne dediği üzerine kurulmaz. Türkiye’de Atatürk, Çin’de Mao bunun en belirgin önderlerindendir. Aslında Mao’nun ya da benzer örnek olan Atatürk’ün ne dediği toplumun umurunda bile değildir. Hatta Çin’de bunun en ilginç sosyolojik yansımasını “Mao’ya rağmen Maoculuk” gibi ilginç bir sloganda somutlaştığını gördük yakın tarihte. Bu ikonlar zor günlerde toplumu bir arada tutabilmek için sürekli olarak farklı anlamlara yorulur ve birliği sağlamak için harç görevi görür. Tıpkı Çin örneğinde olduğu gibi siyasi ikonlar yaşadıklarında toplumun çok ötesinde bir yere işaret etse bile toplum tarafından değer görmemiş olabilir. Zaten sosyo-politik görevleri bir yere işaret etmek değildir. Bu ikonların görevi toplumun karar vermesinde motive edilmesinde öncü olmaktır. Farklı bir önder çıkması halinde mesela Küba örneğinde olduğu gibi toplum önderinin arkasından yürümek veya o ikonu bertaraf etmek gibi b ir tercih de bulunmak zorunda kalır.

Son İstanbul belediye başkanlığı seçimi, toplumun kendi ikonunu seçtiği bir seçimdi. Açık ki seçimin kazananı Mustafa Kemal oldu. Yanlış anlaşılmasın Atatürk ikonunun ne söylediğinin veya fikriyatının oylandığı bir seçim değildi. Ama yine de toplum yeni ikonunu Mustafa Kemal oldu. Bu saatten sonra Atatürk’e yüklenen anlam doğrultusunda yeni bir dizaynı göreceğiz.  Dikkat edilirse, seçim öncesinden başlayarak Mustafa Kemal’in kim olduğu tartışması yapılarak yürütülmüş bir çalışma süreci, İzmir marşları, Diktatör mü değil mi tartışmaları ustaca kurulmuş bir mühendislik harikasıydı. Önce AK partili tüm kurmaylara Mustafa Kemal’in ne denli büyük bir önder olduğu söyletildi, sonra AK Parti entelijansına Atatürk’ü şimdi anlıyorum minvalinde yazılar yazdırıldı. Ancak Atatürk ikonuna sarılan parti CHP olduğu için İslamcıların 100 yıl sonra zor bela çıkardığı Tayyip Erdoğan ikonuna sarılan pratiği kaybetti. Yine bu seçimde tarihi kişilikleri yanına alamadı AK Parti. Mesela Menderes ve Özal bahsini hiç duymadık.

Kürtlerin ikonu Öcalan’a gelirsek şüphesiz ki akıntıya karşı salladığı kulaçlarla ya da daha doğru tabirle akıntıya karşı yüzüyormuş hissiyatı verilmesiyle büyük bir yara aldı Öcalan ikonu. Bunda şüphesiz Avukatlarının payı büyüktü. 18 Haziran günü yapılan görüşmeden sonra mektubu 4 gün bekletmeleri araya kim olduğu şaibeli olan zatların girmesine vesile oldu. Halbuki ideolojik ayrışmalarda ikonun önemini kavramış gibi görünen Kürt hareketi sırf bu yüzden ölüm oruçlarına başlamış ve sekiz insanın ölümü pahasına iletişim kanallarının açık kalmasını sağlamıştı. İletişim kanalları açılan Öcalan bir “tehlikeye” işaret ederek HDP’nin “Atatürk ikonu etrafında yürümemesi” konusunda uyarıda bulundu. Bu uyarı öyle bir hale getirildi ki, adeta seçime üç gün kala hedefe kitlenmiş kitleyi yön çevirmek istiyormuş gibi bir imaj doğdu. Bunun birinci dereceden sorumlusu asrın hukuk bürosu avukatlarıdır. Bu imajın siyasal yankısı elbette çok büyük olacak. Ama yakın gelecekte HDP’nin bir çizgi savaşı yaşaması kaçınılmaz!

 Hatırlayınız, 2004 seçimleri Feridun Çelik Osman Baydemir atışmasına sahne olmuştu. Halbuki atışmanın temelinde Osman Öcalan ve Cemil Bayık, Karayılan atışması vardı. Kürt siyaset geleneğinde böyle bir şey olmaz demek çok gerçekçi değil, “tasfiyeciliğin tasfiyesi” diye ideolojik bir yapıta sahip olan ender hareketlerden birisidir. Ne var ki uyarı sadece HDP’ye yönelik bir uyarı değil, uyarı aynı zamanda PKK’ye yönelik bir uyarıdır da; “Sabırlı olun Rusçu ya da Amerikancı tarafı seçmekte acele etmeyin”. Öcalan bir şeyin farkında, önderlik mitinin ne denli önemli olduğunu ve neden ona bir kurum gibi yaklaştığını ifade ediyor. Ama KCK henüz Öcalan’ı anlamaktan oldukça uzak bir yerde.

İkonların dünya siyaset tarihinde nasıl bir önemi varsa günümüz siyasetinde de öyle bir önemi vardır. Weber’in önderlik anlayışı içerisinde karizmaların yarıştığı bir durum söz konusuyken, ikonlaşmış siyasetlerde sadece karizma değil aynı zamanda toplumsal beklentilerinde geçerli olduğu bir düzlem söz konusu olur. Daha yaşadığı dönemde kaybetmiş bir Abdülhamit’in Mustafa Kemal’e karşı 100 yıl sonra bir zafer kazanması mümkün değildi zaten. Hele ki bunu Mustafa Kemal’e toz kondurmadan yapmak imkansızdı. Elbette ölmüş bir ikonu konuşturmak veya kitleleri onun arkasında ihtiyaçlarına göre toparlamak yaşayan bir ikonun arkasında toparlamaktan her zaman daha kolaydır. Yeter ki karşısına vaktinde yenildiği bir başka ikon çıkmasın.

Geleneksel Türk devlet anlayışı Atatürk ikonunu öylesine sağlam bir şekilde kurmuştur ki, öylesine güçlü bir mühendisliğin ürünüdür ki 100 yıldır bunun ötesine geçmeye cesaret edecek tek bir siyasi figür bile belirmemiştir. Sosyolojik anlamda Tayyip Erdoğan’ın bu ikonu yenebilmesinin tek geçerli yolu onun başaramadığını başarmak, misak-i milliyi gerçekleştirmektir. Başka bir durumda yaptığı her şey Atatürk’ün gölgesinde kalacaktır, tıpkı Turgut Özal, Süleyman Demirel, Menderes ve hatta İsmet İnönü’nün Atatürk’ün gölgesinde kaldığı gibi.

Misak-i Milli mottosu beraberinde büyük toplumsal değişimlere muhtaç bir mottodur. Bu değişimin önünde çok ciddi bir sorun var, bu sorunun adı geleneksel Türk Devlet mantığıdır. Birçok kişi Osmanlı İmparatorluğunda Türklüğün geçerli akçe olmadığını söyler durur. Ne var ki son üç yüz yıldır Osmanlı devletinin adı uluslararası haritaların tamamında Türkiye diye geçer. Yani Osmanlıda Türklüğün geçerli akçe olmadığını söylemek çokta gerçekçi bir belirleme değil. Ali Kemal Behrem’e dayandırılan bu iddia bence Türk tarihinden zerrece anlamamak denemektir. Ezelden beri Osmanlı bir Türk devleti olarak görülür. Türklük çok ön planda olmazsa bile yine de bütün dünyada Türk oldukları bilinir. Türklerin kurduğu hiçbir devlette iki baskın unsurun olduğunu göremeyiz. Sistem herkese açık olsa bile yönetim Türklerin elindedir. Selçuklu için de, Osmanlı için de aynı şey geçerlidir. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti için de aynı şey geçerlidir. Doğal olarak Kürtlerin asli unsur olduğunu kabul edecek bir devlet mantığı henüz gelişmiş değil. Egemen Türk Devlet anlayışının gözünde Kürtler ancak Türklerin yanında bir yan unsur olarak var olabilir. Bu yüzden Musul ve Kerkük olaylarında en sert tepki Türkiye’den geldi. Türkiye’deki egemen devlet anlayışı bu yüzden hızlı bir değişimin içine giremez. Zaten girmeye bu anlayışı değiştirmeye çok niyetli değil. Genel anlamda egemen mantık Kürtlerin kazanımlarını boşa çıkarmaya ya da zamana yayarak bir şeyler elde etmesini bir şekilde engellemeye dönük bir politikaya sahiptir. Barış süreçlerinin genel çizgisi de buna yakın bir gerçeğe dayanır.

HDP seçmeni ve Kürtler direksiyonu CHP ve onun adayı Ekrem İmamoğlu’ndan yana kırdı. Bir denge durumunda olan seçimleri CHP lehine sonuçlanmasını sağladı, her şeye ve herkese rağmen. AK Partinin pragmatist duruşuna zerrece taviz vermedi HDP seçmeni.  Tayyip Erdoğan ikonuna kaybettirmiş olsa bile, kendinde anlam bulan Öcalan ikonuna da kaybettirdi. Görünen o ki kaybettirmeye de devam etme niyetinde. Çünkü hala siyasetini normalleştiremediği gibi CHP’ye angaje olmuş siyasetinde de ısrarcı. Kitlesinin çok yakın bir zamanda yaşanacak bir seçimde sandığa istediği gibi götürebileceği de şüpheli. Tıpkı Gaffar Okan cinayetinde bir anda polis sever bir ruh haline giren ve Diyarbekir halkı HDP’ye nasıl bir ateşle oynadığını göstermesi bakımından önemli bir örnektir. Hâlbuki Gaffar Okan Diyarbekir belediye başkanını Feridun Çelik’i gözaltına alan ekibin resmi başıydı ve onun gözetimi altındaki Belediye başkanına ciddi işkenceler yapılmıştı. Yani anlayacağımız o kadar insan sevgisiyle dolu bir şahsiyet değildi. Ama halkın Hizbullah denen tetikçi örgüte duyduğu tepki bu olayın etrafında bir Gaffar Okan sevgisi şeklinde gerçekleşti. Açık konuşmak gerekirse o zamanın parti yöneticileri neye uğradığına şaşırmış bir haldeydi. Yani özcesi bir şeyden nefret etmenin Kürt halkını nereye götüreceği belli olmaz.

İşte bu yüzden seçim stratejileri baştan aşağı yanlıştı. Urfa ve Adıyaman da Saadet Partisini desteklemekte hiçbir beis görmeyen HDP dersimde her şeyi kaybetmek pahasına Maçoğlu’nu desteklememiştir. Benzer bir desteği SHP ve Karayalçın’a verdiği 2004 seçimlerinden bu yana Bingöl’de neredeyse varlık bile gösteremedi. Aynı sonuçların Ağrı için olmayacağının garantisi yok.

Benim iddiam şu; Kürtler Kemalizm ile yeni tanıştı. Şu an son demlerini yaşayan 68 kuşağı Kürtlerinin Kemalizm’in etkilerinden kurtulması uzun yıllarını aldı ve hatta hala bu etki devam etmekte. Kemalizm’in karşısında duran ve bu konuda neredeyse tavizsiz olan bir Kürt kitlesi de var. Bu kitle yaşadığı tüm sorunun kaynağı olarak Kemalizm’i görür. İşte HDP seçimlerdeki bu tavrıyla kitlesini bir daha uzun bir zaman boyunca anlamını yitirmiş milletvekilliği seçimleri hariç istediği gibi yönlendiremeyecektir. Bir sonraki seçim olan başkanlık seçiminde de kitlesini, çoğunluğu CHP lehine olacak şekilde her iki kesime de şimdiden konsolide etmiştir. Bunun önünü alması her geçen saat daha da zorlaşacaktır. Ve öyle görünüyor ki HDP AK Parti’den önce dağılabilir. Çünkü önümüzdeki süreçte karşımıza çıkacak siyasi atmosfer açık ki HDP’nin siyaset üretebileceği bir alanda yürümeyecek.

Global ölçekte seçimin sonuçlarına baktığımızda çok net biçimde bu seçim yenilgisi AK Partinin sürdürdüğü milli ve yerli siyasetinin yerinin BOP eş başkanlığına bıraktmasına vesile olacak. Bir iki hafta içinde başlayacağına kesin gözüyle bakılan İran operasyonunun bir üstü de Türkiye olması artık kesin gibi. Böylesi bir operasyon karşısında CHP’nin tutumu kesinlikle devlet partisi pratiğine uygun olacaktır. HDP yeniden siyasetin dışında kalacak ve bu baskı daha baskın bir Kürt siyasetine ya da daha gevşek bir HDP siyasetine sebep olacak. Operasyonun başarılı olması durumunda Rusya’nın Ortadoğu’daki Tüm siyaseti çökecek, başarılı olmaması durumunda da ABD’nin tüm Ortadoğu siyaseti çökecektir. Ne var ki ABD büyük bir ihtimal ile bu savaşın kazananı olacaktır. Bu zaferin kolay bir zafer olmayacağı ortada. Irak operasyonundan da haberdar olduğunu ve hatta kısmen ABD tarafından onaylandığını söylemekte mümkün. İslamiyet içerisindeki anti şii tarihsel töz AK Partiyi daha da güçlendirecektir. ABD siyaseti yenilse de yense de AK Parti Şii karşıtlığını çok rahat örgütleyecektir.

İşte HDP siyasetinin yol açtığı bir diğer düzlem bu olacaktır. Daha kolay bir yol üzerinden yürümek mümkünken şimdi çok daha zor bir yol üzerinden yürümek zorunda kalacak HDP. Ve eğer bu operasyon başarılı olursa Tayyip Erdoğan ikonu, sarsılması ancak ABD’nin sarsabileceği ve belki sarsamayacağı bir düzleme kavuşacaktı.

İşin özü önümüzdeki süreç Türkiye ve Ortadoğu’daki bütün siyasi atmosferin biranda değişeceği bir süreç olacak. CHP egemen Türk devlet kafasını aşamayacağından HDP’nin reel politikten uzak siyaseti yine yalnızlığa mahkûm kalacak. Şimdi merak konusu olan şey şu: acaba Kürt siyasetinin geri kalan radikal unsurları bu sürece dahil olabilecek mi? Yoksa kaderine razı gelip iki emperyal mantıktan birine mi angaje olacak?

 

 


Yorum ekle


Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses