05182022Çrş
Last updatePzt, 11 Nis 2022 9pm

Kapitalizm çökerken-2

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Uygarlığın tek sorunu hırsız muhasebeciler değil elbette. Küreselleşme kendi içinde tutarsızlıkların esiri.  Tek bir dünya kurmak şöyle dursun ortak sorunlar karşısında tek bir tavır almak bile mümkün olmadı. Öncelikle dünyayı tekleştirmeye duyguda tekleşmeyle başlanılır. Çok basit bir soru insanlık tarihinin tek bir fikir etrafında birleştiği kaç olay yaşanmıştır bugüne kadar? Ben cevap vereyim sıfır. Ne Yahudi soykırımında, ne Filistin meselesinde, ne Kürdistan mevzusunda ne de herhangi başkaca bir olay karşısında. Ama yine de uygarlık dediğimiz olgu bir doğal akışın sonucudur. Uygarlık zorunluluktur. Başlangıç noktası taşa şekil verdiğimiz güne kadar uzanan bu uygarlık zaten de tek olmaya değil çok renkli olmaya dayanır, o yüzden de herkesin yönettiği değil çoğunluğun yönettiği bir ilkeler bütünüdür. Eğer ki gerçekten küreselleşme diye bir ütopyamız varsa ki bence böyle bir ütopya yok bunun yolu duygudaşlıktan geçer. Bazı olaylar karşısında çoğunluğun aynı duygularla buluşabilmesinden geçer. Tıpkı Rojava meselesinde bütün dünyanın Trump hariç tek bir duyguda buluşabilmesi gibi. Bu da gösteriyor ki bize halklar duygudaş olabilir ama tüccarlar asla duygudaş olamazlar.

Uygarlığın zirvesini oluşturan batının artık bir karar vermesi gerekir; gücünü ilkelerinden mi yoksa zor ile elde edebilme kabiliyetinden mi alacak? Kendi halkının duygularını mı devletlerin çıkarını mı esas alacaklar?

Bugün belki çok kutuplu dünyadaki gibi bir ideolojik kamp yok ama bugün çok daha büyük bir tehlike kapımızdaki. Rusya ve Çin’in başını çektiği zorbalar dünyası karşısında batının demokrasi bloğu(!) var. Peki uygarlığın taşıyıcıları, Rusya ve Çin’den çok mu iyi durumdalar? Demokrasi adeta seçme ve seçilme hakkına indirgenmiş bunun dışında batı uygarlığının diğer uygarlıklardan üstün olan yanları fırsat eşitliği,  insan hakları, ekoloji, cinsiyet hakları, topluluk hakları, azınlıkların korunması, ulusların kendi kaderini tahin hakkı neredeyse bir çapulcular ordusu tarafından yerle bir edildi. İŞİD denen karanlıktan kurtulabilmek için batı tüm değerlerini buzdolabına kaldırdı. İŞİD’den önce çok farklı bir yerde miydik? Kesinlikle değildi. Çünkü İŞİD’i var eden koşullar aslında batı uygarlığının hala dar ulus kalıplarını aşamamasından kaynaklanıyor. Ve batıdaki faşist dalga gıdasını bu devlet aklından alıyor.  İŞİD, neo faşizmin bir varyasyonudur. Birbirini doğuran post modern bir paradokstur. Faşizm ve cihadizm arasında mutualist bir ilişkinin olduğu su götürmez bir gerçektir. Son yirmi yılda tek kaybeden dünya halklarıdır. Bütün savaşların altında enerji piyasaları ve değerli maden piyasaları yatmaktadır. Kapitalistler birbirini boğazlamanın eşiğinde. Batı dünyasındaki değilim potansiyeli doğu dünyasının daha ilerisinde değil. Ama doğu dünyası çok daha büyük bir saldırının altında, adeta global kapitalizm ile ulusçu kapitalizm savaşları yaşanmakta. İkisi de hemen hemen aynı şey olduğu için bir birlerini suçlayacak argüman bulmakta zorlanıyorlar. Ama yine de doğu daha büyük bir saldırı altında.

Yeni bir totaliter eğilimle karşı karşıyayız. Bu bir ideolojik yayılım biçimidir, bu yeni bir emperyal müdahale biçimidir. Alışık olmadığımız, siyasal iktidarı elinde bulunduran, diğer düşünceleri hiçbir ilke tanımadan bastıran; yine aynı zamanda müttefiklik içerisinde bulunduğu ülkelerin egemenlik alanlarını sahiplerine bırakma garantisi veren kolaycı, hazıra konan bir yapıdan bahsediyoruz. Bu emperyal ağ küreselleşmenin tam karşıtı yerel bir ağ aynı zamanda. Ortaklaşmanın tam karşıtı ayrıştıran bir ağ. Her ne kadar insanlar içinde bir karşılığı olmazsa bile despotik liderler çağını başlatacak kadar avamın diline inebilen bir ağ. Hepsinin altında ulusçuluk akımı yatmaktadır.

Şimdi bir karar verme zamanı, karşımızdaki Makyavelist anlayışa karşı Hobbes’un mirasına mı sahip çıkacağız yoksa 500 yıldır adeta damıta damıta yarattığımız uygarlık mirasımızı terk edip onların istediği dünya mı olacağız? Bu despotik yönetimlerin, halktan kopuk oligarkların elinde bir kıyım makinesine dönmüş rejimlerin yanında mı yer alacağız? Yoksa özgürlükçü, çoğulcu insanı, insan doğası ve tüm diğer canlıları merkezine alan uygarlığın yanında mı yer alacağız? Bu iki kutbu temsil eden anlayışlardan biriyle mi hareket edeceğiz yoksa yolumuzu bunlardan ayırıp kendi yolumuzu mu oluşturacağız?

Uygarlığımızın temel prensipleri parmak demokrasisine kurban edilemez. İnsanların eşit olup olmadığını ya da insan haklarının askıya alınıp alınmamasını çoğunluk böyle istiyor diye değiştiremezsiniz. Cinsiyet eşitliği, fırsat eşitliği, özgürlüklerimiz çoğunluğun seçiminin konusu olamaz. Eğer ki bir kişi, bir aile ya da topluluk hür iradeleriyle mağara çağında yaşamak istiyorsa onlara da mağarada yaşamayın diyemez kimse. Bizim özgürlük anlayışımız onların ilkelliklerini de korumak zorundadır. Uygarlığın taşıyıcılarını diğer herkesten farklı kılanda budur.  

Böylesine vahşi bir doğu despotizmine karşı bile yine de batı uygarlığının yanında yer alınamaz. Batı ilke sahibi olmayan kendi akvaryum alanları içinde oldukça dostcul kalmayı becerebilse bile gittiği her yeri adeta kuruttuğunu söylemek mümkün. İşin en trajik tarafı batının her müdahalesi aslında yeni bir Japonya yaratma arzusuyla başlıyor, aslında yapabildiklerinin en iyisi bu dünya. İnsanlar gerçekten kapitalist dünyanın daha iyi bir gelecek yaratabilme yetisinde olduğuna inanıyor. Batı uygarlığının beceriksiz olduğu gerçeğini bir türlü kabul etmek istemiyor. Batı uygarlığının çağ dışı bir düşünceyle bile en iyi mücadele yöntemi bomba atmak. Bu düşünceyle bile baş edecek kadar bir birikime sahip değil. Ürün üretmek konusundaki başarının milyonda biri bile akıl yürütme konusunda yok. Yani aslında batı emperyalizmi kâğıttan kaplan. Uygarlığın taşıyıcılarına bu iki kutuptan da hayır yok. O kurtuluş ya bizim ellerimizle gelecek ya da asla gelmeyecek.

 devam edeceğiz...


Yorum ekle


Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses