05182022Çrş
Last updatePzt, 11 Nis 2022 9pm

Yayılmacılığın Türk hali

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

Emperyalizm kelime anlamıyla imparatorluk kurma eğilimi demek. Yani bu emel düsturunda yapılan her hareket emperyalizm diye anılır. İmparatorluk her vakit insanlığın başında duran bir bela olarak varlığını korudu. Roma, Bizans, Osmanlı, Hollanda, İspanya, İngiltere, Almanya, Rusya gibi birçok alanda dolandıktan sonra bugün ABD ve Çin arasında kimin üstün geleceği konusunda tartışmalar olsa bile bir imparatorluk olduğu gerçeğini değiştirmiyor. 

Peki, paylaşılamayan ne? Yani Çin ABD, Avrupa, Rusya sınırları belirgin değil mi? Muğlaklık olan yer neresi?

İki dünya savaşı ve hatta yüzlerce yıl süren savaşların tamamında bir tek düstur vardı Doğu Roma kimin olacak? Yani Romanın varisi kim?   

Bir zamanlar Osmanlıydı ama bir zamanlar.

Bizim tarihçilerin hiçleştirme gibi bir alışkanlıkları var. Osmanlıya karşı güncel yargıları  "Şerefsiz İdrisi Bitlis-i" diyerek ya  da "2. Mahmut’u nasıl ön göremedi bizim atalarımız" diyerek iki tarafı birden hiçleştirme eylemine gider ve oradan da bir türlü gerçek bir tarih çıkaramazlar.

En başta şu kabulü yapmazsak yazacaklarımın ya da anlatacaklarımın hiçbir anlamı kalmayacak; Osmanlı imparatorluğu bir süper güçtü. 2.viyana kuşatmasına kadar da yenilmez olarak görülen bir güçtü. Bölgesel güçlerle ittifak yapan küresel bir güçtü. Yani özellikle 1453 yılından 1700 yılına kadar tam 250 yıl boyunca Osmanlı imparatorluğu süper güçtü.  Kürtler de Macarlar da, Araplar da, Ermeniler de Osmanlı ile ittifak halindeki yerel güçlerdi. Ama büyük güç Osmanlıydı.

1700 yılından Sakarya meydan muharebesine kadar sürekli olarak yenilgi üzerine yenilgi almasına rağmen yine de ayakta durmayı başardı.

İşin özü Osmanlı imparatorluğu iktidar boşluğundan doğmuş bir imparatorluk değildir,

Osmanlı imparatorluğu Moğol istilasından sonra açığa çıkan boşluğun meyvesi değildir,

Doğu roma tesadüfen yıkılmamıştır

Ve Kürtler Osmanlıyla hareket ederek tarihi bir strateji belirlemişlerdir.

Doğu seferlerinin birçoğu Kürtler sayesinde olmuştur ve Doğu sınırları Kürtler tarafından korunmuştur.

Ve son olarak Osmanlı bir Türk devletidir. Görseldeki tarihi Osmanlı haritası da şahidimiz olsun.

Yönetiminde diğer milletlerin söz sahibi olması onun emperyal karakterinin gereğidir.

Öfke ile tarih yazılmıyor. Kürtler tarih yazımı konusunda hala çok acemiler. Bu yüzden Kürtlerin Osmanlı hakkında söylediği birçok şey öfke nöbetlerinde ortaya çıkan sanrılardan ibarettir. Böyle bakmak kürde bir şey katmıyor.

Türkiye’nin Suriye’deki Türkmenler ya da Irak’daki Türkmenler için bir siyasetinin olması aslında doğal bir durum. Bugün Balkanlarda ya da batı Trakya’da bulunan Müslümanlar ya da Türkler için de böyle bir siyasetinin bulunması gayet normal ve hatta olmak zorunda, Kürtlerin Ortadoğu federasyonu ne denli "akıllıca bulunmuş" bir çözüm perspektifiyse pekala İslamcılık ya da Turancılıkta aynı şekilde "akıllıca" bir çözüm perspektifi olabilir. Ve açık ki hepsi yayılmacılık içeren düşünüş biçimleridir.

Yalnız Ortadoğu pek buna müsait değil, zemin oldukça kaygan, siyaset akıl ile yürütülmezse olan aklıda insanın başından alabilir.

Nitekim böylede oldu. Suriye siyaseti iflas etti. Akıllar baştan gitti. PKK’nin hendek yenilgisi her neyse Türkiye’nin Suriye yenilgisi de odur. Bunun sonucunda Ruscu ya da doğu lehtarı Türk derin yapılanması yerle bir olacaktır. Perinçek ve eşrafı zaten çok önceden birbirine girmişlerdi. Yeni bir tasfiye kaçınılmaz.

Bu darbe söylentileri de yersiz değil, fetöcü yapı mı yoksa Ruscu yapı mı şüphelilerin merkezinde bu tartışmalı. Bana kalırsa ordunun içine yerleştirilmiş anti Amerikancı yapı, son Rus darbesi sonrasında kendilerine bir yönelim bekliyorlar. Bu yüzden harekete geçmeleri işten bile değil. Ama şu an alternatifsiz olduklarının da farkındalar, neden harekete geçip mevcut konumlarını riske atsınlar? Demek ki kapalı kapılar arkasında bunlara fatura çıkacağına dair bir şeyler konuşuluyor ki bir ön alma olarak darbecilik tekrardan gündeme geldi.

Başarının ortağı çok olur ama başarısızlık bireyseldir. Bu yüzden her sefer sonrası Merzifonlu Kara Mustafa Paşalar gibi kafasını arayan bir kısım insan olabilir. Sonra iadeyi itibar olsa da kelle geri gelmiyor.

Bu savaş neden yapıldı? Yani derdimiz neydi yeniden Osmanlıcılık oynamaya başladık? Gerçekten Doğu Romanın varisi biz miyiz? Tabi ki de değil. Aslında her ne kadar Merzifonlu Perinçek ve avanesi yapsa da bu işi elbette yalnız değillerdi. İktidarını sürdürmek isteyen İslamcılar ve neo faşistler bir yerde ortaklaştılar. Ama sadece onlarda değildi. Bakın size ne anlatacağım.

Yayılmacılığın ya da merkez ve çevre diye niteleyebileceğimiz neo-merkantilist bir emperyalist algı bütün dünyada mevcut. Sömürgeciliğin neo-merkantilist mantığında tüm zenginliklerin merkeze taşınması mevcut. Ne var ki bu zenginlik eski zamanlardaki gibi altın değil sadece. Elbette altına veya değerli diğer madenlere ilgi devam etmekte ama bunun yanı sıra pazarın kendisi de oldukça değerli.

Neo-liberalizmin son büyük saldırısı AKP iktidarı, Türkiye’yi komple pazara açtı. Pazara açılmak deyiminin tam olarak ne anlama geldiğini inşaat sektöründe tecrübesi olan her ekonomist çok iyi kavradı. İnşaat sektöründe tecrübesi olmayanlar için anlatalım.

Liberalize olmayan ülkelerde Pazar kavramı belirli bir alan için kullanılır. Eski çağlarda zigguratların altını veya etrafını mesken tutan pazarlar, ortaçağlarda kale diplerini yakın çağlarda cami altlarını etraflarını kendine mesken tutardı. Şimdilerde ise her sokak, her cadde şehrin her ana halteri adeta bir Pazar yerine dönüşmüş durumda. Saat 17:30’a kadar resmi Pazar saat 22:00 den sonra gayri resmi Pazar her tarafı sarıyor. Kitleler halinde büyük kavimler göçünü andırır bir biçimde 17 milyonluk şehir tatil dönemlerinde etrafındaki küçük şehirleri, oradaki karıncaları besliyor. Ama ne besleme adeta bütün şehir birlikte hareket ediyor. İstanbul’un batıya doğru son ilçesi olan Silivri’den Muğla Bodruma kadar en ufak bir boş yer bulmak mümkün olmuyor. Ormanlar, koylar, oteller, plajlar, göller şehirde olmayan ne varsa her şey adeta bir tüketim nesnesine dönüşüyor. Şehirli güruh çekirge sürüsü gibi ne var ne yok her şeyi tüketiyor. İşte bu Türk tipi liberalizmin vardığı son nokta. Pazara açılmak tam olarak bu dağ taş her şey pazarda satılmalık bir nesne yani bir meta.

Bu Pazar öylesine büyüdü ki artık kendi kendine yetemiyor. Eskiden onlarca yıllara yayılan tüketim nesnelerinin ömürleri şimdilerde kullan at ürünlere yerini bırakmış. Mesela kimse iki sene üst üste aynı mayoyu giymiyor ve kimsenin artık bir tek mayosu yok. Mesela herkesin 3-5 tane plaj terliği var. Mesela plaj koltuklarımız, hiç açmayacağımız çadırlarımız var. Saatte 80 km maksimum hız yapabileceğimiz yollarda kullandığımız 400km hızla gidebilen, 5500cc motora sahip araçlarımız var. Bir kamyondan daha çok benzin tüketen binek otolara sahibiz. Günümüzün yarısını trafikte geçiriyoruz ama beklemeye tahammül edemiyoruz. Her şeyin çok hızlı akıp gitmesini ama yaşamın olanca şekilde yavaşlamasını istiyoruz. Buna yetecek ne kaynağa sahibiz, ne de böylesi bir iş gücüne.

Türkiye’de yaşayan Kürdistanlılar ayrı bir duyguyla, Kürdistan’da yaşayan Kürdistanlılar ayrı bir duygu içinde Suriye savaşını canlı olarak izledik. Bizim gibi Türklerde büyük yanılgılar ve milliyetçi sloganlarla Suriye savaşında birazda komşuya ayıp olmasın diye sessiz taraftarlık ettik.

Ecdat diye sadece küfürlerde duymaya alıştığımız demode bir kavram herkesin diline düştü bu savaş sırasında. Mevzu sanki ecdat edebiyatıyla daha bir keyifli ilerliyordu.

Mevzuya Türkmenler veya Kürtler etrafından bakan herkes aynı garip yanılgıyı yaşıyor. Ne oluyor Suriye’de? Bu insanlık düşmanı barbarlar şimdi elimizde mi patladı? Putin neden telefona çıkmıyor? Lavrov gerçekten Mevlüt için mevlit okuttu mu? Bunlar işin magazin tarafı. Rezil kepaze olduğumuz kesin. Öyle iki ileri bir geri birden bire komple geriye dönüşünce mehter marşında da insanın tüyleri dikelmiyor.

Türkiye’nin Nato’ya çektiği rest, gerçek bir rest miydi? Elbette gerçek bir restti gerekçesi de bizim tüketim alışkanlıklarımızdı. Bizim 80milyon insanın sürekli olarak tüketmesi gerekir. Dağ taşı pazara açmış bir ülke olarak sürekli her an bir şeyler tüketmek zorundayız. Kişi başına düşen gelir neredeyse 9700 dolar yani ayda 808 dolar yani günde 26,5 dolar  saatte 1.1 dolar yani 6.6TL dakikada 10 kuruş üretmek zorundayız. Dakikada on kuruş üretebilmek için 7.5 kuruş tüketmek zorundayız. İşte her bir Türkiye yurtdaşı saniyede 10 kuruş üretebilsin diye lazım gelen 7.5 kuruşu AKP iktidarı Libya’da, Suriye’de ya da Batı Trakya’da 10 kuruş üretim olsun diye lazım olan 7.5 kuruşluk tüketimin nesnelerini arayıp duruyor.

Yani AKP iktidarı elbette savaşın birinci derecen sorumlusu bu iktidar ve ulusalcı tayfa ama kendi iktidarlarının varlık sebebi bu yeni Pazarı koruyabilmek için ve doğallığında iktidarlarının devamı için yani sürekli bir tüketim halinde bulunan aziz yurttaşlar için sürekli bir saldırganlık halinde. Neo liberalizmin doğal bir sonucudur Pazar için savaşmak. Ne var ki ne Ruslar ne de Türkler vesayet savaşının ne olduğu hakkında en ufak bir fikre sahip değiller. Onlar kazma kürek savaşmayı marifet saydıklarından batı emperyalizmi yenilmez olarak anılıyor.

Yeni Pazar arayışlarında Rusya’yı müttefik sayan Türkiye anladı ki emperyalistin kendinden başka dostu yokmuş. Yeni pazarlar arıyorsan, neo-merkantilizme ayak uydurmak istiyorsan ya rekabet ile ya da rekabet ile pazarda var olacaksın. "İmparatorluğun tüm nimetlerinden yararlanayım ama ben Türküm savaşmadan duramam buna da ses etmeyin" dersen olmuyor işte.


Yorum ekle


Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses