06222021Sal
Last updatePz, 18 Nis 2021 12pm

Dünyanın Neden Süpermen'e İhtiyacı Yok?

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

"Dünyanın Neden Süpermen'e İhtiyacı Yok?" Luis lane’nin Süpermen’den umudu kestikten sonra kendi ayrılık şokunu toplumla birlikte atlatmak için yazdığı yazıydı Süpermen filminde. "Dünyanın nasıl Süpermenlere ihtiyacı var?" sorusu ezelden beri sorula geldi. Bu kadar çıplak bir soru değildi ama  Makyavellinin prensinden sonra benzeri birçok soru soruldu. Daha gerilere de götürebiliriz bu tartışmanın köklerini, Antik Yunanda da bu konu tartışılmış bir konu ama nedense hiç kimse toplumsal önderin neden var olduğunu, önderliksiz bir toplumun nasıl olabileceğini sorgulamadı. Ne yazık ki insanın kendine önderler edinme zaafı var. Bu yüzden sanki güzel bir şeyi belirtir gibi deriz ya "her koşul kendi önderini yaratır", aslında bu kadar Darwinci bir durum söz konusu değil. Coğrafyanın yani koşulların müthiş önemi var ama koşullar önderleri yaratmaz, önderler koşulları yaratır. Ve bu yüzden önder olurlar. Herkes Hitlerin bir sonuç olduğunu düşünür ve Alman toplumunun bilinçaltını okşayan bir dehaymış gibi görür. Hâlbuki öyle değildir, Hitler Alman toplumunu hayal bile edemeyeceği bir yere sürüklemiş ve tâbi olmanın doğası gereği Alman toplumu ilk sustuğu suçla birlikte bütün suçların ortağı olmuştur. Eğer ki Hitler faşizmi, ortak bir dünya duygusunu ifade ediyor olmasaydı, iktidarı rüyasında bile göremezdi. İmparatorluğun o gün Hitleri suçlama sebebi faşist ideoloji değildi, “Stalin dururken” Fransa’ya saldırmak neyeydi? Bu affedilir bir durum değildi.

Toplum sadece önder aramaktan suçlu olabilir yoksa Hitlerin önder olması onların elinde olan bir şey değildi. Her savaş korkaklar yüzünden çıkar. Savaş barışın olmama hali değildir. Bazen toplumlar barış dönemlerinde de yoğun stres altında olabilirler. Toplumsal stres, gelecek kaygısı ve barış halinin sürekliliğini koruyamayacağı korkusu toplumları patlamaya hazır mayın gibi tehlikeli bir hale getirir. Komünizm korkusu olarak batıya yansıyan ve sonuç olarak 2.dünya savaşına sebep olan toplumsal stres bir anlık galeyan ile tüm yapıları darmadağın edebilir. 

Dünya toplumu bir anlığına kimliklerinden kurtulacak olursa imparatorluğun dünyanın hiç bir yerinde yaşama şansı olmayacaktır. Ama böyle bir ihtimal olasılıklar arasında neredeyse hiç sayılmaz. Halbuki insanlık tarihinin hiç bir döneminde global bir devrime bu kadar yakın bir toplumsal dinamizm söz konusu olmamıştır. Yani kimlik insanların tek bir anlık kararlarıyla vazgeçebilecekleri sınırlardan ibarettir. Her kimlik sayısız insan tarafından sayısız kere aşılmış olmasına rağmen toplumsal değişimin hep bir kahraman tarafından gerçekleştirileceğine olan inanç hiç bir zaman kaybolmamıştır. 

Son Amerikan seçimi herkesin heyecanla sonucunu beklediği bir duruma dönüştü. Abartısız hemen hemen her ülke (Kuzey Kore dahil) Amerikan seçimlerini yakından takip etti.  Hiç abartısız dünyanın tamamı Biden ile Trump kapışmasının kendi geleceklerine etki edeceğini biliyordu.

İyi ama bize ne Biden'den?

Herkesin hem fikir olacağı bir başlıkta yine sanırım dünyanın Biden’e neden ihtiyacı yok olurdu.

Biden tam olarak niye bizim kaderimizi etkilesin ki? Savaşmaktan başka hiçbir becerisi olmayan "Amerikan Style" neden hepimizin geleceğini belirliyor? Neden hayatımızın önemli bir etkeni olduğunu düşünüyoruz?

Çünkü öyle olduğunu biliyoruz.

Peki biz nasıl olurda imparatorluğun bu kadar farkında olurken buna bu kadar sessiz olabiliriz?

Demek ki zannedilenin aksine politika toplumdan beri bir durum değildir ve demek ki zannedilenin aksine hepimiz her şeyin bir şekliyle farkındayız.

O zaman konuşacaklarımızın sınıf savaşından daha başka şeyler olması gerekir. Yani toplum sınıf sömürüsünün farkında, toplum aynı zamanda buna karşı kurulmuş olan imparatorluğunda farkında ama halk bizim aksimize daha pragmatist bir hal ile hareket ediyor. Buradan da anlaşılıyor ki halk yöneten sınıfın gölgesidir. İktidarın biyolojik temeli tam olarak bu gerçeğe dayanıyor. Devlet bir zorunluluğu ifade ettiği için halk devleti oylatmıyor. Kutsal devlet halkta bir karşılık buluyor kendine.

Devletleri incelediğimizde bunların ayrı ayrı organizmalarmış gibi değerlendirildiği bir sosyolojik düzlem var. Bu o kadar kuvvetli ki imparatorluğun yerel kanalları, anti imparatorluk söylemiyle kendine kitle bulabiliyor. İmparatorluk o kadar iyi bir ikna endüstrisine sahip ki kendi muhalefeti bile onu ayakta tutmak için çabalıyor.

İmparatorluk bir gerçeklik üstüne kurulur, bu gerçeklik insanın doğasında var olan itici bir dürtüden her dönemde nasibini alır. İşte neoliberalizmin dünyası olan imparatorluk da bir insani dürtüden alır onu var eden itici gücü, hırs dürtüsü. Bu yüzden imparatorluk, hırsın ölçü birimi olan mülkiyet üzerine kurulmuş bir uygarlıktır. Öncesindeki uygarlık biçimleri, Dini iktidarlar tam tersi bir şekilde insanın endişe dürtüsüne seslenirdi, elbette korkutarak kendi istediği kanala çekmeyi de ihmal etmeden.  Endişenin aşılması ve yerini hırsın doldurması protestanlıkla alakalı gibi görünebilir ama protestanlık hırsın bir sonucudur tıpkı kapitalizm gibi. Protestanlık ile Kapitalizm arasında ilişkiyi Marks kapitalde detaylı bir şekilde işler, hemde Weber daha kısa şortlu bir çocukken. 

Antik yunanı antik yunan yapan şey insanın merak dürtüsü üzerine kurulmuş olmasıdır. Nehir kenarlarında yaşan ve dar bir alanı gözlemleyen dağlı toplumlardan aldıkları hikâyeleri çok daha güzel ele alabilecek ve yeniden yorumlayacaktı. Nehirden başka su görmeyen insanın bir anda okyanusa açılması gibi bir durumdu teolojinin antik yunan kıyılarına ulaşması. Sümer’in Akad ve Babil’in sahip oldukları her toplumun inanışlarının toplanması ve ayıklanması süreciydi. Yunanda çok tanrıcılık artık daha makul anlatımlara ulaşmıştı. O yüzden tanrı kralla ile gölgeler mağarası birbirinin rakibi olmayacak kadar ast üst ilişkisine sahipti. Ama buna rağmen Persler yüzlerce yıl Bulgaristan içlerine hakim olmuştu. İşte İskender de bu pers seferleri sayesinde bütün dünyaya hakim oldu.

Hammurabi’den Sezar’a, Sezar’dan Bonaparte’ye liderlerin yönettiği toplumların tarihiydi geçmişe baktığımızda gördüklerimiz. Ne var ki liderler o kadar önemli değildi, çünkü Büyük Fransız devriminin öğrettiği gibi tarihi halk yazar. Akisini düşünenler için gerekirse bir daha yazar ve sonra dönüp bir kez daha. 

Sürekli olarak imparatorluk kurumları ve onun kültür endüstrisi bir Mesih’in gelip herkesi kurtaracağı hikâyelerini anlatır. Biden, Obama ya da bir başkası hiç kimse bizi kurtarmayacak. istediği kadar komünist olsun ya da Tony Blear gibi işçi partisinden iktidara ulaşmış bir iskoçyalı olsun sonuç değişmeyecek. Birçok sol parti ve iktidar yok olup gittiler zamanla. Sanırım solu geriletmenin en hızlı ve pratik yolu ona iktidarı sunmaktır. Şimdi bu sol partiler imparatorluğun uçbeyliği olarak vardılar da ve görevleri bitince mi gittiler yoksa gerçekten imparatorlukla uzlaşabileceğini düşünen sol hareketlerdi de imparatorluk tarafından tasfiye mi edildiler? Hangisi daha kötü kestirmek çok zor.

Devam edeceğim.


Yorum ekle


Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses