10072022Cu
Last updatePzt, 11 Nis 2022 9pm

Eşitlik özgürlük ve adalet üzerine

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

1.bölüm ey özgürlük!

Platon ve Aristo’dan bu yana tartışıla gelen kavramların başını çeker eşitlik, adalet ve özgürlük kavramları. Elbette bu kavramlar içinde en değerlisi özgürlük kavramıdır. İnsan özgürlüğü toplumsal yaşamın temelini oluşturur. İlk insandan bu yana özgürlük kavramı daha kavram bulunmazdan bile önce tartışıla gelmiş bir kavram olduğunu iddia edebiliriz. Çünkü toplumsal akışında klandan kabileye, kabileden aşirete, aşiretten sülaleye, sülaleden geniş aileye, geniş aileden çekirdek aileye ve çekirdek aileden haneye doğru parçalanan bir sosyal yapının olduğunu göz önüne aldığımızda özgürlük kavramının ilk insandan bu yana bir çatışma öğesi olarak var olduğu gerçeğini bize gösterir.

Özgürlük birey oluşun en temel dayanağıdır. Ancak özgürlük kavramını ele alırken bunu etrafımızı çepeçevre çevreleyen koşullardan bağımsız ele alamayız. Her şeyden önce mühim olan bireyin ne kadar özgür bir ortamda bu istemlerde bulunduğudur. Özgürlük kesinlikle bireysel bir olgudur. Doğallığında özgürlük birey orijinli toplumsal bir kavramdır. Genel bir tanım yaparsak özgürlük bireyin ya da hanenin (hane tek bir kişi olabileceği gibi aile ya da geniş aile de olabilir. Buradaki temel öğe gelir ve giderleri bakımından tek bir cep gibi hareket eden bir yapı olmasıdır) kendisi hakkında iradi karar verebilmesi ve verdiği kararları hayata geçirebilmesidir.

Peki birey ya da hane ne kadar iradi karar alabilir ve bu kararların ne kadarını hayata geçirebilir?

Post-modern çağ kapitalizmin kesin ama süreli zaferiyle sonuçlanmış bir çağdır. Bireyin (ya da hanenin) bunun dışında bir yerde kendini konumlayabilmesi imkansızdır çünkü kapitalizm için dışarı yoktur. Kapitalizm ve onun üretim-paylaşım ilişkileri dünyayı kuşatmış, girmedik en ufak bir alan dahi bırakmamıştır. Birey (veya hane) ya kapitalizm ve onun pazarı etrafında onun kuralsızlığına uygun bir üretim-tüketim ilişkisi içinde olabilir ya da var olamaz. Bu yüzden kapitalizm gibi bir dışarısına müsaade etmeyen her şeyi pazarda satılmalık bir nesneye çeviren böylesi devasa bir sistemin kurallarına uygun bir hal üzeri olmalıdır birey (ya da hane). Kapitalist toplumlar için bireyin iradi karar verebilmesi nasıl mümkün değilse bireysel özgürlükte öyle mümkün olamaz.

Kapitalizmi ele alırken onu dev bir makine gibi hayal edebiliriz. Bu öyle büyük bir makinedir ki içine aldığı her şeyi metalaştırır. Kapitalizm bir tek gerçek üzerine kuruludur; sermayenin yeniden üretilmesi ve sonra yine yeniden üretilmesi. Sermaye para olarak üretime dahil olduğu andan itibaren kendine sömürebileceği bedenler arar. Sermayenin asli görevi emeği satın alıp bundan daha büyük bir sermaye devşirmektir. Doğal olarak sermaye kendisini yeniden örgütlerken insana, bireye daha doğru bir tanımla emeğe başvurur. Kendini örgütlemesinin bir ayağı burasıyken bir ayağını da metalaştırdığı şeyleri pazarlama üzerine kurulu olacaktır.

Peki sermaye neyi pazarlar?

Her tüketim kapitalizmin yeniden örgütlenmesine sebep verir. Çokça andığımız işçi sınıfı da kapitalizmin yeniden örgütlenmesine destek olur. Ve aslında proleter yoktur var olan şey burjuvazidir ve İşçi sınıfı burjuvazinin doğal bir uzantısıdır. Sermayenin ortadan kalkması demek işçi sınıfının da ortadan kalkması demektir.

İnsan yaşamındaki metanın önemi Marks tarafından oldukça ikna edici bir üslup ile anlatılmış olsa bile metanın hesaba katılmamış bir başka yanı daha vardır, meta üretimiyle bizden bir şey çalarken tüketimiyle de bize bir şeyi geri verir; çaldığından daha fazla emeği.  İşte burjuvazi tam olarak buraya tezgahını kurar. Her meta, üretiminde harcanan emekten daha büyük bir emeğin tüketimini engeller. İşte işçi sınıfının da her türlü hakkından feragat ettiği yerde burasıdır.  Burjuvazi kapitalizmde üreten ile tüketen arasında değil; en hızlı üreticiyle, en zengin tüketici arasında bir köprü olmaya çalışır. Doğal olarak burjuvazinin amacı malı en ucuz üreten doğallığında en fakir üreticiye ürettirip, mala en büyük değeri veren doğallığında en zengin tüketiciye ulaştırmaktır. Krizlerin temel nedeni de aslında burada gizlidir. Burjuvazi öyle devasa bir üretim örgütler ki bir yerden sonra ürettiği mallara zenginler sınıfı doymaya başlar ve gittikçe daha alt gelir gruplarına açılmak zorunda kalır. En son malı üreten emeğin alacağı düzleme kadar fiyatlar çekilince üretim yapmak karlılığa sebep olmamaya başlar. Ve üretim bunun üzerine durma noktasına gelir. Bu öyle bir haldir ki; sermaye, hammadde, emek, üretim aletleri ve diğer lazım gelen her şeyin hazır olmasına rağmen üretim yapılamaz. İşte hiyerarşik toplumların açmazı budur.

Sermaye kümeleşmesi ya da sürekli olarak büyümesi bize sermayenin tek elde toplandığını düşündürebilir ama kapitalizm kaotik bir sistemdir ve sermaye sürekli olarak el değiştirir. Her alış-verişte bir taraf fakirleşir diğer taraf zenginleşir ve bu her zaman burjuvazi lehine sonuçlanmaz. Bu yüzden toplumsal sınıf farkları belli bir aralıkta hareket eder. Bu yüzden işçisinden burjuvazisine herkes kapitalist toplumları ayakta tutmak için var gücüyle çalışır. Yaşanan tüm itirazlarsa aslında sistem içi taleplere dayanır, iş ve ücret talepleri. Hiçbir işçi grevi bu düzeni al aşağı etme üzerine kurulu değildir. İngiltere’deki çartist isyanlardan bu yana işçi sınıfının tüm kavgası işini korumak üzerinedir yani kapitalizm içinde yer alma kavgasıdır.


Yorum ekle


Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses