06222021Sal
Last updatePz, 18 Nis 2021 12pm

Ekonomik teori yerine bir ekonomik tarih teorisi mi?

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Ekonomik tarih geniş bir tuval üzerindeki bir ahlak oyunudur. Çağlar boyunca, iyilik ve kötülüğün ta kendisi burada birbirleriyle mücadele ettiler. İyilik, sık sık alaşağı edilmesine karşın, eski gücünden daha fazlasına kavuştu.

L. Jones, Grovvth Recurring 

Oldukça iyi bilindiği gibi, ekonomi tarihçileri örgütsel olarak bazen ekonomi bölümleri, bazense tarih bölümlerinde bulunmaktadırlar. Şu da oldukça iyi bilinmektedir ki, bazı (bugün, belki de birçok) ekonomi bölümleri, ekonomi tarihçilerini barındırmak istemiyorlar ve bazı tarih bölümleri de (ekonomi bölümlerinde olduğundan daha az sıklıkla olmakla birlikte) aynı duyguyu paylaşıyorlar. Belirli durumlarda, ekonomi tarihi özerk bir üniversite bölümünün adı oluyor. Ve son olarak, hala başka isimler (antropoloji, coğrafya, sosyoloji) taşıyan bölümlerde yer alan ve çoğu kişinin ekonomik tarih olarak düşündüğü faaliyette bulunan insanlar var. Bu son grup, küçük bir gruptur; fakat belki sayısal olarak büyümektedir.

Bütün bunlar, bizim bugün sahip olduğumuz üniversite sistemi içinde, ekonomi tarihinin biraz anormal statüsünü yansıtmaktadır. Bu biraz, sanki ekonomi tarihi istenmeyen bir üvey evlat, yırtık pırtık elbiseler içindeki bir Kul Kedisiymiş gibi bir görüntü çiziyor. İzlenimim şu ki, birçok ekonomi

Tarihçisi, biraz kuşkucu yaşlıların gözünde konularının değerli yönlerini haklılaştırmaya çalışarak, araştırma konuları hakkında tereddütlü ve öz güvensiz bir davranışla karşılık veriyorlar. Ekonomi tarihçileri, bir grup olarak, özellikle ekonomistlerden tanınma ve kabul görme elde etmekle ilgilenmişlerdir. Ekonomistler ciddi ve sağlam görünüyorlar ve kesinlikle kendileri hakkında bu şekilde düşünüyorlar.


Zaman-uzay gerçeklerinin icad edilmesi 2

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Yapısal (uzun-dönemli) zamana, yapısal (büyük ölçekli) uzayın karşılık geldiğinin şimdi açıklık kazanmış olması gerekir. Üstelik bu yapısal uzay, kronolojik zaman boyunca sabit olmak zorunda değildir. Üzerinde çalışmakta olduğum tarihsel sistemi, kapitalist dünya-ekonomisini alarak, bu konuyu çok basit bir bicimde örneklendirmeme izin verin. Bütün diğer tarihsel sistemler gibi, kapitalist dunya ekonomisi de zamansal bir başlangıca sahiptir ve zamansal bir sonu olacaktır. Elbette bu zamansal sınırlar, hiçbir şekilde kendiliklerinden acık değillerdir, örneğin ben, yazılarımda, kapitalist dunya ekonomişinin uzun 16. Yüzyılda doğduğunu öne surdum (bkz. Wallerstein 1974; 1980c; 1989b; 1983). Başkaları bu tarihsel sistemin başlangıcını daha geç bir dönemde tarihlendireceklerdir. Daha az sayıda bir kesim de, daha erken bir dönemi seçecektir. Ve tabii ki böyle bir tarihsel sistemin hiçbir zaman var olmadığını öne surenler de vardır. Ayrıca, şurası da aşikârdır ki, uzun 16. yüzyıl suresince hiç kimse (ya da neredeyse hiç kimse), henüz bu tarihsel sistemi bir sistem olarak tasavvur etmiyordu.

Gerçekte, 19.yüzyılda belirli bir tarihe kadar, hiç kimse ciddi olarak bu tarihsel sistemi analiz etmeye başlamamıştı. Ve ancak son 20 yılda “kapitalist dünya-sistemi” kavramı dünya akademik çalışmalarında kok salmaya başladı ve şimdi bile yalnızca bazı akademisyenler arasında yaygınlık kazanmış durumdadır. Ancak elbette bu sistemde içerilen yapısal zamanın tanınmasının, neden tarihsel gerçekliğin kendisini açığa çıkarmasını çok geriden izlediğini açıklamak oldukça kolaydır. Fakat kapitalist dünya-ekonomisinin yapısal zamanı nedir? Söylenecek ilk şey, dış sınırlarının evrim geçirdiğidir. İkincisi, ne zaman ve nasıl meydana geldiği üzerinde büyük bir tartışma olduğudur. Ben kendim, uzun 16. yüzyılda, kapitalist dünya-ekonomisinin coğrafi olarak Avrupa'nın büyük bir bolumunum ve Amerika kıtasının bazı parçalarını kapsadığına, fakat bu tarihte ne Rusya’yı, Osmanlı İmparatorluğu’nu, Hint alt-kıtasını, ne de batı Afrika’yı kapsadığına inanıyorum. Bu son alanların hepsinin dünya-sistemiyle, bu sistemin yaklaşık olarak 1750’den 1850’ye kadar olan ikinci büyük genişlemesi sırasında bütünleştirildiğine inanıyorum; Ancak aynı temel modeli kullanan başkaları, bu alanların daha önceden, 16. ve 17. yüzyıllarda dünya-sisteminin “içinde” olduklarını öne süreceklerdir (Rusya için, bkz. Nolte 1982; Hindistan için, boz Chaudhuri 1981). Bu bir bölümüyle ampirik bir tartışmadır. Fakat daha büyük ölçüde, yapısal uzayın niteliği hakkında teorik bir tartışmadır. Benzer bir yapısal tartışma, kapitalist dünya-ekonomisinin 1945-sonrası sınırları üzerine yapılmaktadır.

Zaman-uzay gerçekliklerinin icad edilmesi 1

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

*Immanuel Wallerstein'in Braudel'den aldığı zaman-uzay tanımlarını ilk kez genişlettiği yazısı. Bu yazıda düşüncelerin henüz tam bir berraklığa ulaşmadığını görüyoruz ama ilerleyen konferans ve makelelerinde çok daha berrak tanımlara ulaşacağız. Yine de beş ayrı zaman-uzayı net bir biçimde tanımladığını bu yazıda görebiliyoruz. 

TARİHSEL SİSTEMLERİMİZİN BİR KAVRAYIŞINA DOĞRU

 Çok az şey bizim için zaman ve uzay kadar kendiliğinden aşikârdır. Altı yaşın altındaki çocukların eğitimlerinin önemli bir bolumu, onlara zaman ve uzay kavramları ve terminolojisini öğretmeye ayrılmıştır. Aileyi, daha geniş toplumsal yapıyı, tanrıları, dili, davranış tarzını, kendi bedenlerini nasıl öğreniyorlarsa, zaman ve makam da aynı bicimde öğrenirler yani ebeveynlerin, yaşça büyük olanların ve akranlarının öğretmesi ve örnekleri yoluyla. .Çocuklar bütün bunlar, normal olarak ortodoksluk bicimi içinde öğrenirler. Bu konuların her biri hakkında dışsal, objektif ve ebedi olan bazı “doğrular” vardır. Çocukların bu doğruları ezberlemeleri ve içselleştirmeleri beklenir. Modern, dünyamızda, büyüdükçe hepimize sürekli olarak yerilen eğitim evrim geçirir. Bir alandan diğerine geçtikçe, ortodoksluk gevşer ve bilgimizin, doğmalarımızın gerçekte toplumsal yaratımlar olduğu düşüncesiyle tanışırız. Bilgilerimiz ve doğrularımız, dünyayı algılamanın çeşitli alternatif Yerleşmiş ve doğru oldukları kabul edilen düşünceler çerçevesi alternatif yolları arasından yalnızca birisidir. Elbette eğitimcilerimiz genellikle, hala kendi öğrettikleri yolun en iyisi olduğunda ısrar ederler, ancak 18 yaşına gelip de kendi öğrendikleri yolun mümkün olan tek yol olmadığını kavrayamayan çok az kişi vardır, gerçekte, daha sonraki eğitimimizin büyük bir bolumu, bazen “çok kültürlü” gerçeklik olarak atıfta bulunulan şey karşısında, nasıl tepki göstermemizde davranışlarımıza nasıl yon vermemiz gerektiğini tartışmaktan oluşmaktadır. Boylece yetişkinler olarak, bugun hepimiz. birçok tanrı, birçok toplum, çok sayıda ailevi gelenekler ve değerler kümesi ve elbette birçok dil, çok sayıda farklı toplumsal davranış tarzı ve birçok cinsiyet olduğunu bilmeye ve hatta zihinlerimizin on planında tutmaya eğilim gösteriyoruz. İçimizden herhangi birisinin ezbere söyleyebileceği bu ayin duasında, en çarpıcı boşluğun zaman ve uzay hakkında olduğu görülüyor.

Dünya-sistemleri analizinin tarihsel kökenleri 2

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Bu partiler gelişme aşamalarından oluşan bir kuram benimsemişlerdi: Latin Amerika ülkelerinin hala feodal ya da "yarı-feodal" olduğunu, dolayısıyla bir "proletarya devrimi"ni öncelemesi gerektiğini düşündükleri bir "burjuva devrimi" yaşanması gerektiğini söylüyordu. Buradan da şu sonucu çıkarıyorlardı ki, ardından ülkenin sosyalizme doğru ilerleyebilmesi için burjuva devrimini gerçekleştirmek üzere Latin Amerikalı radikallerin sözüm ona ilerici burjuvaziyle işbirliği yapması gerekiyordu. Pek çokları gibi Küba Devrimi'nden esinlenmiş olan dependita/ resmi komünist çizginin, resmi ABD hükümetinin çizgisinin (ilk önce liberal burjuva devletler kur ve bir orta sınıf oluştur) bir versiyonundan ibaret olduğunu söylüyordu. Dependitıtatı, Latin Amerika devletlerinin zaten kapitalist sistemin bir parçası olduğunu, bu yüzden gerekli olanın şimdi sosyalist devrimler olduğunu ileri sürerek komünist partiler in bu çizgisine kuramsal olarak karşı çıktılar. Bu arada Sovyetler Birliği'nde, Doğu Avrupa komünist devletlerinde ve Fransız ve İtalyan komünist partilerinin içinde "Asya tipi üretim tarzı" hakkında bir tartışma başlıyordu. Marx, oldukça kısa bir şekilde insanlığın gelişmesinin izlediği ekonomik yapıların oluşturduğu aşamalar dizisini ana hatlarıyla tanımlarken, tarif ettiği doğrusal gelişmeye yerleştirmekte güçlük çektiği bir kategori ortaya atmıştı. Bunu "Asya tipi üretim tarzı" olarak adlandırmıştı ve bu terimi tarihsel olarak en azından Çin'de ve Hindistan'da gelişmiş olan büyük, bürokratik ve otokratik imparatorlukları tarif etmek için kullanmıştı. Bunlar tam olarak, Marx'ın yazılarını okumakta olduğu Şarkiyatçıların "yüksek medeniyetler" dediği yapılardı. 193o'larda Stalin bu kavramı beğenmediğine kanaat getirdi. Görüşüne bakılırsa, bu kavram hem tarihsel olarak Rusya'yı, hem de o zamanlar başkanlığını yaptığı rejimi tarif etmek için kullanılabilirdi. Basitçe bu kavramı meşru tartışma zemininden çıkararak Marx'ı gözden geçirmeye girişti. Bu eksiltme, Sovyet (ve diğer komünist) akademisyenler için bir dolu güçlük yarattı. Rus ve çeşitli Asya tarihlerinin çeşitli uğraklarını, meşruluğunu sürdüren "kölecilik" ve "feodalizm" kategorilerine uydurmak için eğip bükmek zorunda kaldılar. Ama kimse Joseph Stalin'le tartışmaya girmedi.

Dünya-sistemleri analizinin tarihsel kökenleri 1

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Sosyal Bilim Disiplinlerinden Tarihsel Sosyal Bilimlere Dünya·sistemleri analizi 197o'lerin başında toplumsal gerçeklik hakkında yeni bir perspektif olarak doğdu. Kavramlarından bazıları uzun süredir kullanılıyordu; bazıları ise yeniydi ya da en azından yeni bir isimle anılıyordu. Kavramlar ancak kendi zamanlarının bağlamı içinde anlaşılabilirler. Kavramları öncelikle birbirleriyle ilişkilerine, nasıl bir küme oluşturduklarına bağlı olarak anlam kazanan bütünsel perspektifler için daha da doğrudur bu. Dahası, yeni perspektifler genellikle en iyi şekilde, daha eski perspektiflere karşı bir protesto olarak düşünülürse anlaşılır. Yeni bir perspektifin iddiası her zaman şu olmuştur: Eski ve halihazırda daha fazla kabul gören perspektif oldukça yetersizdir ya da bizi yanlış biçimde yönlendirmektedir ya da amaçlıdır. Dolayısıyla, eski perspektif gerçekliği analiz etmek için bir araç olmaktan çok, onu anlamamızın önünde bir engel oluşturur. Başka herhangi bir perspektif gibi, dünya-sistemleri analizi de daha önceki argümanlar ve eleştiriler üzerine inşa edilmiştir. Bir anlamda hiçbir perspektif bütünüyle hiçbir zaman yeni olamaz. Birileri benzer bir şeyi genellikle on yıllar ya da yüzyıllar öncesinde de söylemiştir. Dolayısıyla, bir perspektifin yeni olduğundan söz ederken, bu yalnızca şu anlama gelebilir: Dünya ilk kez olarak bu perspektifin içinde barındırdığı düşünceleri ciddiye almaya hazırdır ya da düşünceler, onları daha fazla insan için daha makul' ve erişilebilir kılan bir şekilde yeniden ambalajlanmıştır. Dünya-sistemleri analizinin ortaya çıkış hikayesi, modern dünyasistemin tarihi ve bu sistemin bir parçası olarak gelişmiş olan bilgi yapıları içinde yer alır. Bu tikel hikayenin başlangıcını 1 97o'lere değil, 18. yüzyılın ortalarına kadar geri götürmek son derece yararlı olur. Kapitalist dünya-ekonomi o zamanlar yaklaşık i ki yüzyıllık bir geçmişe sahipti. Sonsuz sermaye birikimi zorunluluğu, sürekli bir teknolojik değişim ihtiyacını, sınırların -coğrafi, psikolojik, entelektüel, bil imsel sınırların- sürekli genişlemesi ihtiyacını yaratmıştı.

Fanon ve devrimci sınıf

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Ezilen halklar için ayrı bir yere sahip olan Frantz Fanon’la görüşen Immanuel Wallerstein, hem bu görüşmeleri hem de Fanon’un Marksizm için ne ifade ettiğini ortaya koyan bir yazı kaleme aldı. Kürd Araştırmaları dergisi, Ağustos ayının sonunda aramızdan ayrılan Walletstein’ın bu yazısını Türkçeye tercüme etti. Yazarın “Fanon ve devrimci sınıf” başlıklı yazısını biz de paylaşıyoruz. 

Bu makale aslında bir konuşmanın devamıdır. Frantz Fanon’la hayatının iki anında karşılaştım ve onunla uzun sohbetler ettim. Birincisi 1960 yazında, yaşam ve tutku dolu olduğu zamandaydı. O, Acra’da Cezayir Cumhuriyeti’nin Geçici Hükümetinin milletvekiliyken, Gana hükümetiyle ve ikincil olarak Siyahi Afrika’daki diğer hükümetler ve hareketlerle bağlantılardan sorumlu olduğu zamandı. İkincisi, 1961 sonbaharında Washington, DC’de bir hastanedeydi, lösemiden dolayı ölüm döşeğindeydi, fakat ölürken bile yaşam ve tutkuyla dopdoluydu. Hastalığının birinci ve ikinci (ölümcül) safhası arasındaki duraklama sırasında hızla oluşturulmuş, tamamlayamayacağı korkusuyla hızlıca yazılmış bir kitap olan Les Damnes De La Terre’i henüz yazmıştı. 

Bu ikinci dönemde, Fanon kendisini bulduğu Amerika Birleşik Devletlerinde büyük bir merak uyandırdı. Amerika’yı neyin memnun ettiğini ve özellikle Siyahlar arasında devrim olasılıklarının neler olduğunu öğrenmek istedi. Konuşmamızın bir anında, artık hatırlamadığım bir şeye atıfta bulunurken, aniden sinirli şekilde şunları söyledi: ‘Vous americains, vous n’etes pas prets a vous dialoguer. Vous vous monologuez toujours.’ (Siz Amerikalılar diyalog kurmaya hazır değilsiniz. Her zaman monolog halindesiniz). Doğrudan bana yöneltilmemiş olmasına rağmen bu uyarıyı hep aklımda tuttum.

Her Şeyin Metalaştırılması

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Sermaye Üretimin tarihsel bir toplumsal sistemdir.

Kapitalizmin kökenlerini, işleyişini ya da yürürlükteki perspektiflerini anlamak için, var olan gerçekliğine bakmamız gerekir. Kuşkusuz, bu gerçekliği bir dizi soyut önermeyle özetlemeye girişebiliriz, ancak, bu gibi soyutlamaları gerçekliğin değerlendirilmesinde ve sınıflandırılmasında kullanmak aptallık olur. Bu nedenle, böyle yapmak yerine, kapitalizmin pratikte fiilen nasıl olduğunu, sistem olarak nasıl işlediğini, neden böyle bir gelişme gösterdiğini ve şimdilerde nereye yöneldiğini açıklamaya çalışmayı öneriyorum.

Kapitalizm sözcüğü kapitalden türemiştir. Bu nedenle, sermayenin kapitalizmde kilit bir öğe olduğunu kabul etmek yerinde olur. Peki ama, sermaye nedir? Bir tür kullanımıyla, birikmiş zenginlikten başka bir şey değildir. Ancak, tarihsel kapitalizm bağlamında kullanıldığında daha özgül bir tanımı vardır. Burada söz konusu olan yalnızca, para biçiminde tüketim malları stoku, makineler ya da maddi şeyler üzerinde izin verilen hak talepleri değildir. Tarihsel kapitalizmde sermayenin yine geçmişte harcanan emeğin birikimlerinden tükenmemiş olanlarına göndermede bulunduğunda kuşku yoktur; ama her şey bundan ibaret olsaydı, geriye doğru, Neanderthal adamınkine kadar tüm tarihsel sistemlerin, kendilerinden önceki emeğin cisimleşmesi olan bu gibi birikmiş birtakım stokları bulunması bakımından, kapitalist olduğu söylenebilirdi.

Born 28 Eylül 1930
New York Şehri , ABD
Vefat etti 31 Ağustos 2019 (88 yaşında)
Branford, Connecticut , ABD
Bilinen Dünya sistemleri teorisi
Akademik geçmiş
gidilen okul Kolombiya Üniversitesi
Tez İki Batı Afrika Ülkesinin Doğuşu: Gana ve Fildişi Sahili [1]  (1959)
Doktora danışmanı Robert Staughton Lynd [1]
etkiler Karl Marx  • Vladimir Lenin  • Rosa Luxemburg  • Fernand Braudel  • Andre Gunder Frank  • Raúl Prebisch [2]  • Karl Polanyi  • Joseph Schumpeter  • Sigmund Freud  • Frantz Fanon  • Ilya Prigogine [3]
Akademik çalışma
Disiplin Sosyolog , Tarihçi
Alt disiplin Tarihsel sosyoloji , Karşılaştırmalı sosyoloji , Dünya sistemleri teorisi
Kurumlar McGill Üniversitesi , Binghamton Üniversitesi , École des Hautes Études en Sciences Sosyalleri , Yale Üniversitesi
Kayda değer öğrenciler Beverly J. Silver
Web sitesi http://www.iwallerstein.com/
Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses