06222021Sal
Last updatePz, 18 Nis 2021 12pm

Ekonomik teori yerine bir ekonomik tarih teorisi mi?

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Ekonomik tarih geniş bir tuval üzerindeki bir ahlak oyunudur. Çağlar boyunca, iyilik ve kötülüğün ta kendisi burada birbirleriyle mücadele ettiler. İyilik, sık sık alaşağı edilmesine karşın, eski gücünden daha fazlasına kavuştu.

L. Jones, Grovvth Recurring 

Oldukça iyi bilindiği gibi, ekonomi tarihçileri örgütsel olarak bazen ekonomi bölümleri, bazense tarih bölümlerinde bulunmaktadırlar. Şu da oldukça iyi bilinmektedir ki, bazı (bugün, belki de birçok) ekonomi bölümleri, ekonomi tarihçilerini barındırmak istemiyorlar ve bazı tarih bölümleri de (ekonomi bölümlerinde olduğundan daha az sıklıkla olmakla birlikte) aynı duyguyu paylaşıyorlar. Belirli durumlarda, ekonomi tarihi özerk bir üniversite bölümünün adı oluyor. Ve son olarak, hala başka isimler (antropoloji, coğrafya, sosyoloji) taşıyan bölümlerde yer alan ve çoğu kişinin ekonomik tarih olarak düşündüğü faaliyette bulunan insanlar var. Bu son grup, küçük bir gruptur; fakat belki sayısal olarak büyümektedir.

Bütün bunlar, bizim bugün sahip olduğumuz üniversite sistemi içinde, ekonomi tarihinin biraz anormal statüsünü yansıtmaktadır. Bu biraz, sanki ekonomi tarihi istenmeyen bir üvey evlat, yırtık pırtık elbiseler içindeki bir Kul Kedisiymiş gibi bir görüntü çiziyor. İzlenimim şu ki, birçok ekonomi

Tarihçisi, biraz kuşkucu yaşlıların gözünde konularının değerli yönlerini haklılaştırmaya çalışarak, araştırma konuları hakkında tereddütlü ve öz güvensiz bir davranışla karşılık veriyorlar. Ekonomi tarihçileri, bir grup olarak, özellikle ekonomistlerden tanınma ve kabul görme elde etmekle ilgilenmişlerdir. Ekonomistler ciddi ve sağlam görünüyorlar ve kesinlikle kendileri hakkında bu şekilde düşünüyorlar.

Ekonomistler, özellikle 1945-sonrası donemde, ekonomi tarihini ampirik, betimleyici, a-teorik ve biraz ilgisiz görerek, küçümseme eğilimine girdiler. Bu türden ancak güçlükle gizlenebilen bir hoşgörüye karşılık olarak, ekonomi tarihçileri tarafından verilen iki ana yanıt olagelmiştir. Nomotetik yanıt, ceza olarak kendini kırbaçlama biçiminde olmuştur: Ekonomistler haklıdırlar. Ekonomi tarihçilerinin çalışmalarının çok büyük bir bolumu a-teorik olmuştur. Bizim de Ortodoks ekonomi biliminin ilerlemesine katkıda bulunabileceğimizi göstererek, çalışmamızı düzeltmek, titiz modellemeye ve (tercihen ekonometri kullanarak) hipotez test etmeye girişmemiz gerekiyor. Idiyografik yanıt ise, daha anlatışsal bir yaklaşımın sunması gereken ayrıntı zenginliğine ve açıklamanın karmaşıklığına dikkat çekmek, ekonometri modellerin bunlardan ne kadar yoksun olduklarına, dokunun analizinin ne kadar gerekli olduğuna işaret etmek ve anlatısal bir vurgunun, değerli bir girişimi temsil ettiğinde ısrar etmek olmuştur. Ana görüsü temsil eden ekonomistlerin, bu yanıtların ikisine de en küçük bir dikkat göstermedikleri izlenimine sahibim. Yalnızca “eski” ekonomi tarihçileri değil, fakat “yeni” ekonomi tarihçileri bile geniş ölçüde görmezden gelinmişlerdir. Büyük ölçüde entelektüel bakımdan kapalı bir loncayı temsil eden şeyin üyelerinin koruyucu zırhında önemli sayılabilecek bir görüş oluşturulmamıştır. Ekonomistler hala, sanki ekonomik tarih en iyi ihtimalle olağandışı bir delilik, en kotu ihtimalle ise, kıt akademik kaynakların akıllıca kullanılmasından ciddi bir sapmaymış gibi davranmaktadırlar. Çoğunluğu ekonomik tarih dünyasından kurtulabilmeyi istemişlerdir. ABD’de sosyal bilimcilerin “bilgi gereksinmeleri” üzerine yakında yapılan bir değerlendirmede, rapor ekonomistler hakkında şunları söylemektedir: “Çoğu [ekonomist] göreli olarak yakın tarihli verilere ihtiyaç duyuyor - on yıldan daha eski tarihli olanlara değil - ve bazıları neredeyse en son bilgileri içeren verileri talep ediyorlar” (Gould ve Handler 1989: 7).

Elbette, imparatorun giysileri yoktur! İnsan varoluşunun yalnızca son on yılı hakkındaki verilerden öğrenebileceklerimiz nasıl bir önem taşıyabilirler? Çok az! Ekonomistler tarafından çalışma konumuzdan akademik olarak yoksun bırakılmamıza karşı kendimizi savunmak yerine, ekonomi tarihçilerinin, tamamen ekonomistlerin yerini almaları gerektiğini ileri sürmeleri gerekir.

Ekonomiyi ortadan kaldırmalıyız!

Ceterisparibus hükmüne son vermeliyiz!

 Tarih teoridir. Ya da muhtemelen geçerli olabilecek tek ekonomik teori, ekonomi tarihinin bir teorisidir.

Gelin, bütün bilimin merkezi metodolojik ikilemlerini ortaya koyan iki aşikâr öncülle başlayalım. Gerçek dünyayı analiz ettiğimiz ölçüde, bu gerçekliği kavramsal dil kullanarak soyutlamak zorundayız. Bir kavram tanımı gereği sürekliliğin ileri sürülmesidir. Eğer “köylü” ya da “ticaret dönemleri” veya “enflasyon” kavramını kullanıyorsak, terim tarafından özetlenebilen ve dolayısıyla sabit bir içsel ilişki içinde kalmayı sürdüren, şeyleri birbirlerinden ayıran spesifik bir özellikler kümesi olduğu savını öne sürmekteyiz. Eğer kavramı kullandığımız her seferinde farklı bir şey kastetmiş olsaydık, hiçbir iletişim meydana gelmezdi. Ve buna karşın, bildiğimiz gibi, her şey her zaman değişmektedir. Bir kavram her zaman ilişkiseldir ki bu kavramın bütünsel bağlamı dışında anlamı olmadığını gerektirir ve bütünsel bağlam elbette ebedi hızlı kargaşa içindedir. Fizikçilerin bile, fiziksel olguların analizinde (hatta atomlar gibi varsayımsal olarak değişmeyen olgular sakonuzu olduğunda bile), “zaman okunun” merkezi önemini (yeniden)- keşfettikleri bir cağda, sosyal bilimcilerin bu gerçekliği ihmal etmeleri hiç uygun düşmemektedir. Eğer bazı ekonomistler devekuşu benzeri böyle bir davranışta ayak diretirlerse, periler ülkesi hakkında masallar uydurup anlatarak, yalnızca kendilerini bilimsellik-karşıtı duruşlarıyla karakterize ederler.

Ciddi metodolojik sorun şuradadır ki, eşzamanlı olarak yapıların sürekliliğini ve yapısal değişimin sürekliliğini ileri sürmek çok güç, belki de imkânsızdır. Ve buna karşın seçeneğimiz yoktur. O halde, eğer bu ikilemi merkezi sorunumuz haline getirmezsek ve hasarı en aza indiren ve bulgularımızın, dolayısıyla kuramlaştırmamızın deneysel* geçerliliğini en fazla çoğaltan pratikleri icat etmeyi hedeflemezsek, kolektif cabamızı çok fazla ileriye götüremeyeceğiz. Şu halde, bana bir ekonomi tarihi teorisi geliştirmenin metodolojik temeli olarak gözüken altı pratiği kabaca tanıtmak istiyorum.

 

  1. Analiz birimini belirle ve gerekçelendir

Bugun birçok yazıda, analiz birimi genellikle örtüktür. Belirtilmemiştir ve neredeyse hiçbir zaman gerekçelendirilmemiştir. Böylelikle analiz birimi büyük ölçüde sorgulanabilir, a priori bir varsayıma dönüşmektedir. Bütün insani faaliyeti, benim bir “tarihsel sistem” olarak adlandırmayı tercih ettiğim belirli bir bağlamsal bütün içinde meydana gelir. Ona bu isimi, bütün bu türden bağlamsal bütünlüklerin cifte gerçekliğini vurgulamak için veriyorum – sistemiktirler (yani, birbirleriyle analiz edilebilir bir ilişki içinde olan, süreklilik gösteren yapılara sahiptirler) ve tarihseldirler (yani, doğal yaşamları, başlangıçları ve sonlan vardır). Bu noktada, konu hakkında sağlam görüşlerim olmasına karşın, uygun analiz birimini tanımlamak üzere belirli kriterleri savunmayacağım. Ancak bu kriterler meşru bir tartışma konuşudurlar ve bunlar hakkında süregiden bir tartışmanın olması, hiç şüphesiz entelektüel acıdan sağlıklıdır. Benim isteğim, daha çok, bu öncüllerin acık hale getirilmesi ve açıkça savunulmasıdır. Bir kez analiz birimi tanımlanınca, tanımı gereği sınırları olmak zorundadır. Nedensel faktörler hakkındaki, sistemin içinde üretilen faktörler-sistemin dışında üretilen faktörler tartışmasının konuyla herhangi bir ilişkisi olduğu ölçüde, bu tartışma genel olarak yalnızca tarihsel sistemlerin sınırlarına ilişkindir ve spesifik bir çalışmanın tikel araştırma nesnesinin sınırlarına ilişkin değildir. Analiz birimine ve onun sonucu olan sınırlara dikkat gösterilmemesi ve dolayısıyla bunlar hakkında içsel olarak tutarsız pozisyonlar alınması nedeniyle, feodalizmden kapitalizme geçiş üzerine meşhur Dobb-Sweezy tartışması, derin bicimde hatalı olarak yürütülmüş bir tartışmadır. Ek olarak, hemen apaçık hale geldiği gibi, bir kez bir tarihsel sistemin sınırlan hakkında düşündüğümüzde, sistemin sınırlan zaman içinde değişebilir ve genellikle değişmektedir ve zorunlu olarak, yapılan her turlu ölçmenin böleni, verili bir tarihsel andaki verili bir sınırlar kümesine ilişkin rakamlara göre değişmek zorundadır. Elbette bunalan söylemek, yapmaktan daha kolaydır; fakat eğer en alt düzeyde geçerli sonuçlarımız olacaksa, asli bir önem taşımaktadırlar.

 

  1. Çevrimler ve eğilimleri birbirinden ayır

Bu apaçık görünmektedir, fakat oldukça ender olarak acık bir bicimde yapılmaktadır. Doğal olarak, toplumsal zamanların çokluğu hakkındaki Braudelci bir bilinçle başlanması gerekmektedir. Eğer zaman sadece kronometri artı kronolojiyse, o halde bütün olgular doğrusaldır. Ancak eğer gerçekte biz dünyayı çeşitli toplumsal zamanlara göre örgütlüyorsak, o zaman daha karmaşık kalıpları ayırt etmek olanaklıdır.

Bir kez daha temel ikilemimize geri donuyoruz – değişmeyen kavramları, ebedi olarak değişen gerçeklikle nasıl ilişkilendirmeli? Toplumsal zaman bakımından bu, çevrimsel ritimler (ya da konjonktürler) ve asırlık eğilimler (yapıların neden oldukları ve yapıların uzun vade boyunca sabit/ değişmez olamamalarım sağlayan olgular) sırasındaki ayrımdır.

Akademisyenlerin çoğunluğuyla karşılaştırıldığında, ekonomi tarihçileri konjonktür olgusuna daha fazla duyarlı olma eğilimi gösterirler. Ekonomi tarihçileri, tabii ki, bütün spesifik konjonktürlerin ampirik olarak tarihlendirilmesi konusunda, küçük ayrıntılara ilişkin sürekli bir tartışma içindedirler. Ve bazen daha geniş buutunun kalıplarını gözden kaçırarak, çevrimsel değişimin kaynaklarını aşırı ölçüde yerel düzeyde analiz etmektedirler (ki bu bizi analiz birimi meselesine tekrar geri götürmektedir). Fakat en azından ekonomi tarihçileri, konjonktürün gerçekliğini tanıma ve bir analitik araç olarak gücünü teslim etme eğilimindedirler. Analizde daha sık gözden kaçırılan asırlık eğilimdir. Bu, asırlık eğilimlerin kalın fırça vuruşlarıyla tartışılmadığı demek değildir. Orta sınıfların yükselişi, kentleşme, nüfus artışı vb. gibi modern dünyaya ilişkin standart temalar bunun kanıtıdır. Bununla birlikte, ihtiyaç duyulan şey, kalın fırça vuruşlarından çok, eğrilerin kesin şekillerinin bazı tutarlı

Açıklamalarıdır. Ve elbette aynı zamanda ihtiyaç duyduğumuz şey, bu eğrilerin uygun sınırlar içinde çizilmesidir; analiz biriminin sınırları içinde olduğu kadar, bu alt-birimin eğrilerinin önemini anlamamız için, doğrudan incelenmekte olan alt-birimin sınırları içinde çizilmesi. Ayrıca ve bu unsur temel bir önem taşımaktadır, bir çevrimsel ritimler kümesi ve buna karşılık gelen asırlık eğilimler arasındaki spesifik ilişkiyi ortaya koymak gerekir. Çevrimsel ritimler, gerçekte asırlık eğilimlerin tek mümkün kaynağıdır. Bu böyledir, çünkü bir B-evresi hiçbir zaman bir A-evresinin ayna imgesi değildir ve dolayısıyla, konjonktürler hiçbir zaman bizi başlangıç noktasına geri götürmezler. Bu, nasıl olup da olguların eşzamanlı olarak kendilerini tekrar eden ve değişen bir niteliğe sahip olduklarının açıklamasıdır. Yine de bu, yalnızca zorunluluklara ilişkin sofuca bir bağlılık değildir. Çevrimsel ritimlerin işleyişinde, asırlık eğilimlerin var olmasını kaçınılmaz kılan şeyin tam olarak ne olduğunu bilmek isteyeceğiz. Bu nedenle çelişkiler meselesine geliyoruz.

 

  1. Tarihsel sistemin özgül bir tipinin özgül yapılarına içkin olan çelişkileri tanımla ve belirle

Çelişkiler elbette yalnızca uyuşmazlıklar değillerdir. Uyuşmazlıklar ya da bağdaşmaz farklılıklar, muhakkak ki bütün tarihsel sistemlere özgüdürler ve herhangi bir geçerli analizin parçası olarak tanımlanmaları gerekir. Ancak çelişkiler ayrı bir olgudur. Çelişkiler, sistemik yapılar tarafından dayatılan ve bir davranış kümesini kısa vadede aktörler için optimal hale getiren ve aynı aktörler için farklı, hatta karşıt yönde bir davranış kümesini orta vadede optimal kılan sınırlamaların sonucudurlar. O halde besbelli ki, çelişkiler ilkesel olarak çözülemezdiler. Ya da daha çok, aktörler sorunları kısa vadede çözdükleri ölçüde, orta vadede sorunlar yaratırlar, işte böylelikle çevrimsel ritimleri (kısa vadeli sorunlara getirilen çözümlerin sonucunu) asırlık eğilimlere (bu çözümlerin orta vadeli sonucuna) dönüştürürler. Bu nedenle, yazılarımızda antropolojik şimdiki zamandan her zaman kaçınmamız gerekir. Ekonomi tarihçileri ampirik çalışmalarında geçmiş zaman Kullanmakla gerçekte oldukça iyi etmektedirler, fakat ekonomi tarihinden yaptıkları kuramlaştırmalarda, zaman zaman şimdiki zamana kaymaktadırlar. Ancak eğer çelişkilerin varlığı epistemolojik bir öncülse, kuramlaştırmada şimdiki zaman olamaz. Teoriler verili ampirik gerçekliklerden yapılan soyutlamalardır ve formasyonlarında “zaman okunu” içermeleri gerekir.

 

  1. Konjonktürdeki bir değişim ile tarihsel bir geçişi dikkatli bir biçimde ayırt edin

“Kriz” sözcüğü zorlu bir düşmandır, çünkü ayrım yapılmaksızın her iki olguyu tanımlamak için de kullanılmaktadır. Eğer çevrimsel ritimler varsa, arkasından inişlerin geldiği doruk noktalarının olması gerekir. Tikel aktörlerin bunu kendi acılarından bu şekilde algılayabilmelerine karşın, elbette söz konusu olan, hiçbir şekilde yapısal bir “kriz” değildir. Söz konusu olan vektörlerin yönünde ve kısa vadeli ikilemlere getirilen orta vadeli ayarlamalardaki normal bir değişimdir.

Geçişler tamamen farklı bir konudur. Kısa vadede yaşanan optimallik, orta vadeli ayarlamalarla çözülen orta vadeli sorunlar yarattığında, tarihsel sistem normal bicimde işlemektedir. Ancak orta vadeli ayarlamalar zaman içinde üst üste eklenerek, uzun vadeli sorunlar yaratan asırlık eğilimlere yol acarlar. Bir sistemin çelişkileri tarafından yaratılan kritik önemdeki uzun vadeli sorun, asırlık eğilimin, kısa vadeli sorunlara donuk orta vadeli ayarlamaların orta vadede bile artık etkisiz kaldıkları noktaya ulaştığında meydana gelir. Bu noktada, bir sistemik kriz olarak adlandırılabilecek şeyin içindeyizdir ki, burada, çağdaş fizik bilimlerinin dilinde, şiddetli sahnımlar ve dönüşümsel olan bir çatallaşma meydana gelir. Yani, var olan tarihsel sistemden başka bireye yapısal bir geçişin olması gerekir. Bu elbette makul bicimde uzun, fakat tersine çevrilemez olan bir süreçtir. Bu aynı zamanda, sonucu belirsiz (ya da skolastik) olan bir süreçtir. Büyük metodolojik yanlış, bu tur geçişleri, yalnızca, süreklilik gösteren tarihsel bir surecin içindeki anlar olarak analiz etmektir. Böyle değillerdir. Bizi kronozofi sorununa getiren, başlıca tarihsel tercih anlarıdırlar.

 

  1. Kuramsallaştırmanın temelini oluşturan kronozofiyi belirle ve gerekçelendir

 

Kronozofi Krzysztof Pomian (1977) tarafından icat edilmiş bir sözcüktür. Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ilişki hakkında yaptığımız varsayımlara gönderme yapar. Gecen iki yüzyılda, bütün tarihsel sosyal bilimlerin çalışması ezici bir bicimde, ilerleme teorisinde cisimleşen doğrusal kronolojinin egemenliği altına girmiştir. Bu kronozofideki geçmiş, şimdi ve gelecek ilişkisi, yükselen bir eğri ilişkisidir. Bu güçlü versiyonunda ve söz konusu güçlü versiyon en yaygın olanıydı, insanlığın bu yukarıya doğru yükselişi kaçınılmaz ve geri çevrilemezdi.

Sözü edilen dönemde bu kronozofi zaman zaman sorgulandı. Ancak sorgulayanlar, pek de ikna edici olmayan çevrimsel bir kronozofi ortaya koyma eğilimindeydiler. Onlar gibi, değişmeyen bir dünyanın bir kronozofisini savunanlar, bilgi kurumlanandan bütünüyle dışlanmışlardı. Bu yüzden ilerleme teorisi, yakın doneme kadar ciddi bir sorgulamayla karşılaşmadı. Ve şimdi bile sorgulama, alternatif mümkün dünya görüsünü açıklamaksızın, genellikle ilerlemenin gerçekliğinden kuşku duyan bir bicime bürünme eğilimi göstermektedir. Yani şu andaki sorgulayıcılar, yeni bir çerçeve sağlamak gibi güç bir çalışmayı yerine getirmeksizin, çok sık olarak sadece ilerleme teorisinin ideolojik temellerini alaya aldılar. Her şeyin söylem olduğunu söylemek yeterli değildir, çünkü bu doğru olsaydı bile, geçmiş, şimdiki ve gelecekteki söylem arasındaki ilişkiyi bilmek isteyecektik. Alternatif bir kronozofi - olası ilerleme teorisini – önerebilir miyim? Eğer her biri çevrimsel ritimlere ve asırlık eğilimlere, her biri çelişkilere sahip olan ve her biri nihayetinde, doğası itibariyle içsel olarak skolastik olan, bir çatallaşma noktasına ulaşan tarihsel sistemler varsa, bir tarihsel zaman ve uzayda, içinde başlıca tarihsel seçimlerin gerçekleştiği, birbirini izleyen anların (görece oldukça fazla sayıda anların) varoluş olduğu anlamına gelir.

Bir geçişin skolastik olduğunu söylemek, her şeyin olası olduğunu söylemek demek değildir. Olası vektörler sonsuz olmayıp, var olan gerçekliklerin toplamı tarafından yaratılan bir aralık içinde yer almaktadırlar. Dolayısıyla, bugun sahip olduğumuz tercihler, diyelim İÖ 1450’de ya da IS 500’de mevcut olan tercihlerden oldukça farklıdırlar. Zaman oku tersine çevrilemezdir ve birik imseldir - ancak kaçınılmaz olarak ilerlemeci değildir. İlerlemeci elbette ahlaki bir kavramdır ve iyi toplum hakkındaki bazı varsayım kümelerine referans yapılarak ölçülür. Fakat doğal olarak, bizatihi bu varsayımlar, bizim bir parçası olduğumuz tarihsel sistemin zihniyetinin (mantalite) parçalarıdırlar ve kendileri de değişebilir ve değişmektedirler. Yine de, varsayımsal olarak ilerleme olduğunu düşündüğümüz şey üzerinde geçici olarak anlaşabiliriz ve tarihsel donuşumun niteliğini, bu kriterlerin ışığında saptayabiliriz. Eğer çatallaşma (belirli parametrelerin içinde olmasına karşın) radikal ölçüde farklı sonuçlara imkan tanıyorsa, bunun nedeni şudur: Var olan yapılar o kadar hassas hale gelmişlerdir ki, (süregiden sistemlerde büyük dalgalanmalarda bile ancak küçük sonuçların olası olmasına ve bu nedenle denge durumuna doğru görünürdeki eğilime karşıt olarak), küçük bir dalgalanma, zamanın bu anında, büyük sonuçlara yol açabilir. Eğer küçük dalgalanmaların büyük sonuçları oluyorsa, o halde çeşitli aktörlerin tikel projeler geliştirmek üzere bu “özgür irade” tipindeki durumdan avantaj sağlayabilecekten acıktır. Burada, birinci sınıf tenis ya da masa tenisi oyuncuları arasında topu yere düşürmeden hızlı vuruşların yapıldığı ve analistin toptan gözünü ayırmadan, eşzamanlı olarak bütün diğer ayrıntıları hesaplama yeteneğinin, geriye donuk olarak sonucu öngörmek, hatta anlamak acısından asli bir öneme sahip olduğu bir durumun eşdeğeri söz konusudur. İşte E. L. Jones’un “geniş bir tuval üzerindeki ahlak oyunu” sözü. Bu sözü yadsımak bilimsellik-karşıtıdır. Bunun üzerine, metodolojik ilkelerin en sonuncusuna, izlenmesi en zor olanına geliyoruz.

 

  1. Politik ve toplumsal olgulardan ayırt edilebilir, farklı ekonomik olgular yoktur: Bütün dikişsiz bir yumaktır

 19.yüzyıl sosyal bilimi tarafından bize dehşet verici bir miras bırakıldı. Bu toplumsal gerçekliğin üç farklı ve ayrı alanda meydana geldiği önermesidir: Politik, ekonomik ve toplumsal-kültürel alanlar. Bilgi kurumlarımızı bu ayrım etrafında kurduk ve yazılarımızda üç faktörler ya da değişkenler kümesinden söz ediyoruz. Ekonomik olgularla, hayali/ kurgusal pazara ilişkin olguları, politik olgularla önünde sonunda devlet düzeyinde karar vermeye ilişkin olguları ve toplumsal-kültürel olgularla da (pazarın ve devletin daha “objektif” sınırlamalarına karşıt olarak genellikle daha “sübjektif” olduğu düşünülen) zihin hallerimiz tarafından belirlendiğini varsaydığımız olguları kastediyoruz. Fakat bu, dünyanın gerçekten nasıl işlediği bakımından anlamsızdır. Hiç kimsenin öznel olarak üç yalıtılmış motivasyonu - ekonomik, politik ve toplumsal-kültürel - yoktur. Ve gerçekte yalnızca bir alana münhasır olan, gerçek kurumlar yoktur. Ekonomi tarihçilerinin hakkında düzenle olarak yazdıkları tipik bir kurum alın: Tarımda ve sanayide üretim sistemleri. Neden bu tur yazıları ekonomik tarih olarak adlandırıyoruz? Eğer ekonomi tarihçilerinin kendi yazıları okunursa, şurası oldukça acıktır ki, bu yapılar yalnızca bir “pazarla” nasıl bir bağlantı içinde olduklarına bakılarak tasvir edilmemektedirler. Üretim sistemleri, belirli inanç sistemlerini cisimleştiren bir toplumsal ilişkiler kümesi olarak örgütlenmişlerdir.

Belirli politik süreçleri varsayarlar ve bu süreçler tarafından sınırlandırılırlar. Pratikte, eğer görünürde bir geçerliliği bile olacaksa, analizimizin “bütünseli” olması gerekiyor. Politika/ekonomi/toplum-kültür kutsal üçlemesinin bugun entelektüel deneysel bir değeri bulunmamaktadır. Muhtemelen hiçbir zaman böyle bir değeri yoktu, fakat artık olmadığı kesindir. Ekonomi tarihçileri, “toplumsal tarihçiler” haline gelerek, bunu giderek daha fazla teslim ediyorlar. Ancak elbette bebeği banyo suyuyla birlikte atmamalıyız. Evet, aile tarihinin dinamiklerini inceleyelim, fakat süreçteki fiyat eğrilerini de unutmaklayım. Ve neden ana havuza tekrar dalmamalı ve aynı zamanda, spesifik olarak fiyat eğrileri ya da aile tarihi siyasetini analiz etmemeli? Kısacası, bir yandan ekonomi tarihçileri ekonominin yerini alma iddiasında bulunurlarken, “ekonomik” sıfatının atılması gerektiğinde de ısrar etmelidirler - ekonomik faktörleri unutmak için değil, fakat bütünseli analiz üzerinde ısrarlı olmak için ihtiyaç duyduğumuz şey, tarihsel sosyal bilimlerdeki bilgi etkinliğinin küresel ölçekte temelli bir yeniden örgütlenmesidir. Ekonomi tarihçileri geçmişte, gelecekte yaratmak zorunda olduğumuz tarihsel sosyal bilimler türüne ruh olarak en yakın olanlardı; içinde teorimizi, gerçekliğin incelenmesinden, yani tarihten hareket ederek kurduğumuz bir tarihsel sosyal bilimler turu. Var olan tek gerçeklik, sürekli olarak değişen gerçekliktir. Kuramsallaştırılması gereken, işte bu tarihsel gerçekliktir.


Yorum ekle


Born 28 Eylül 1930
New York Şehri , ABD
Vefat etti 31 Ağustos 2019 (88 yaşında)
Branford, Connecticut , ABD
Bilinen Dünya sistemleri teorisi
Akademik geçmiş
gidilen okul Kolombiya Üniversitesi
Tez İki Batı Afrika Ülkesinin Doğuşu: Gana ve Fildişi Sahili [1]  (1959)
Doktora danışmanı Robert Staughton Lynd [1]
etkiler Karl Marx  • Vladimir Lenin  • Rosa Luxemburg  • Fernand Braudel  • Andre Gunder Frank  • Raúl Prebisch [2]  • Karl Polanyi  • Joseph Schumpeter  • Sigmund Freud  • Frantz Fanon  • Ilya Prigogine [3]
Akademik çalışma
Disiplin Sosyolog , Tarihçi
Alt disiplin Tarihsel sosyoloji , Karşılaştırmalı sosyoloji , Dünya sistemleri teorisi
Kurumlar McGill Üniversitesi , Binghamton Üniversitesi , École des Hautes Études en Sciences Sosyalleri , Yale Üniversitesi
Kayda değer öğrenciler Beverly J. Silver
Web sitesi http://www.iwallerstein.com/
Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses