06222021Sal
Last updatePz, 18 Nis 2021 12pm

Ya Küresel Komünizm Ya Orman Kanunları - Slavoj zizek

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Koronavirüsü paniği yayıldıkça, artık nihai bir seçim yapmamız gerekiyor: ya güçlü olanın hayatta kalma ilkesinin en vahşi mantığını kabul edeceğiz ya da küresel koordinasyon ve işbirliğiyle yeni bir komünizm icat edecek ve onu uygulamayı seçeceğiz.

Medya “Panik yapmayın!” diye bitimsizce tekrar ediyor. Daha sonra öyle haberlere ulaşıyoruz ki paniği artırmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Vaziyet, komünist bir ülkede geçen gençliğimi hatırlatıyor: ne zaman hükümet yetkilileri halkı paniğe kapılmalarını gerektirecek hiçbir şey olmadığı hususunda temin etse, hepimiz bu güvencelerin aslında onların çok net panik içinde olduğunu gösterdiğini düşünürdük

Panik Yapıp Vakit Kaybedemeyiz Durum Ciddi

Panik, kendine ait bir mantığa sahip. Birleşik Krallık’ta koronavirüsü nedeniyle tuvalet kağıtlarının tükenmesi bana gençliğimde tuvalet kağıdı ile ilgili sosyalist Yugoslavya’da yaşadığım tuhaf bir olayı hatırlattı. Birden bire tuvalet kağıtlarının kalmadığına dair bir dedikodu yayılmaya başladı. Yetkililer derhal normal tüketim halinde yeterli miktarda tuvalet kağıdı olduğunu açıkladı, şaşırtıcı şekilde bu hem doğruydu hem insanlar bile bunun doğru olduğuna inandı.


Koronavirüs kapitalizmin sonu mu? Slavoj Zizek

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Yayılan koronavirüs salgını, toplumda patlamaya hazır olan büyük ideolojik virüsleri de tetikledi: sahte haberler, paranoyak komplo teorileri, ırkçılık patlamaları.

Karantina için makul tıbbi ihtiyaç, kimliğimizi tehdit eden sınırları ve karantina düşmanlarını temizlemek için ideolojik bir baskı olarak bize geri geldi.

Belki başka bir - ve çok daha faydalı - ideolojik virüsün bizi yayacağını ve enfekte edeceğini ümit edebiliriz: alternatif bir toplum rüya virüsü, küresel dayanışma ve dayanışma biçimleriyle gerçekleşecek ulus-devlet sosyal virüsü.

Tıpkı Gorbaçov'un da itiraf ettiği gibi, Çernobil felaketi Sovyet komünizminin sonunu getiren olaylara başlamıştı ve koronavirüsün Çin'deki komünist yönetimi sona erdireceği spekülasyonları bugün sık sık dile getiriliyor. Ancak burada bir çelişki var: koronavirüs bizi toplum ve bilime olan güvene dayalı bir komünizmi yeniden keşfetmeye zorlayacak.

Quentin Tarantino'nun Kill Bill 2 filminin son sahnesinde Beatrix, kötü Bill'i etkisiz hale getirir ve dövüş sanatlarındaki en ölümcül darbe olan "Dead Point Blowing Technique" i uygular. Bu hareket, hedefin gövdesindeki beş farklı basınç noktasına parmak uçlarıyla aynı anda basılmasını içerir. Hedef uzaklaşıp beş adım attığında, kalbi patlar ve kişi yere kaplanır.

Joker filmi

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

DC çizgiromanlarının en ikonik karakterlerinden Joker‘ın solo filmi, 76. Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaptığı günden beri sinema dünyasında en çok konuşulan filmlerin başında geliyor. Todd Phillips‘in yazıp yönettiği film sinemaseverler tarafından beğeniyle karşılanarak son yılların en kârlı filmlerinden biri olma yolunda hızla ilerlerken, özellikle Joaquin Phoenix‘in etkileyici performansı filmin ödül sezonunda adından sık sık söz ettireceğini gösteriyor. Ancak Joker filminin herkes tarafından beğenildiğini söylemek mümkün değil. Şiddeti romantikleştirdiği ve sorunlu bir karakterin davranışlarını haklı gösterdiği gerekçesiyle filmi eleştirenlerin, hatta sakıncalı bulanların sayısı hiç de az değil.

Böylesine çift kutuplu bir gündem yaratan Joker’ı mercek altına alan isimlere sinema dünyasının en saygın eleştirmenlerinden Slavoj Žižek de katıldı. RT’ye konuşan Žižek, Joker filminin Amerikan ordusundan sosyal adalet savaşçılarına kadar birçok grup tarafından eleştirildiğini ama aslında şiddete teşvik eden bir film olmadığını, bunun yerine günümüzdeki siyasi sistemin hatalarına ışık tuttuğunu ifade etti:

“Todd Phillips’in çok konuşulan, Joaquin Phoenix’li filmi “kötü” bazı insanları şiddete teşvik edeceği gerekçesiyle neredeyse herkes tarafından eleştirildi”. Ama görünen o ki eleştirenler filmin altında yatan mesajı gözden kaçırdılar. Film psikolojik sorunları olan bir bireyle değil, bizim “hiç olmadığı kadar iyi” politik düzenimizin birçok kişinin kabul etmeyi reddettiği umutsuzluğuyla ilgili.

Avrupalı solcular, ABD’den destek aldı diye Kürtlere sırt çeviriyor

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Anti emperyalist dayanışma uğruna kendilerini feda etmek zorundalar mı? Etraflarını saran egemenler yavaş yavaş yeni bir barbarlığa doğru savrulurken, Kürtler tek umut ışığıdır

Yüz yılı epeyce aşan bir süre önce Karl May, Alman kahraman Kara Ben Nemsi’nin hikayesini anlattığı çok satan kitabı Through Wild Kurdistan’ı (Vahşi Kürdistan İçlerinde) yazmıştı. Çok ilgi gören kitap, Orta Avrupa’daki Kürdistan algısının kaynağını oluşturdu: acımasız kabilelerin savaş alanı, naif bir dürüstlük ve adalet duygusu ama bunlarla beraber batıl inanç, ihanet ve sürekli acımasız savaş hali. Hikaye adeta Avrupa medeniyetinin tasvir ettiği barbar Öteki’nin bir karikatürüydü.

Bugünkü Kürtler’e bakacak olursak, bu klişenin tezatlığı karşısında şaşırmadan edemiyoruz -şartların nispeten iyi olduğunu bildiğim Türkiye’de, Kürt azınlığın her türlü dini köktenciliğe mesafeli, gelişmiş bir feminist algı vs. ile toplumun en modern ve seküler kesimi olduğu gözümden kaçmadı. (İstanbul’da öğrendiğim bir ayrıntıdan bahsedeyim: Kürtlerin sahip olduğu restoranlarda hiçbir batıl inanç sembolüne kesinlikle hoşgörü gösterilmiyor…)

İstikrarlı dahi (Trump bu sıfata kendisini bizzat terfi ettirdi), Kürtlere attığı son kazığı (Türklerin Suriye’nin kuzeyindeki Kürt yerleşimlerine saldırısına bilfiil göz yumdu) “Kürtler de melek değil” diyerek meşrulaştırmaya çalışmıştı. Elbette onun için bölgedeki tek melek İsrail (özellikle Batı Şeria’da) ve Suudi Arabistan (özellikle Yemen’de). Bununla birlikte bazı açılardan, Kürtler dünyanın bu bölgesinin TEK meleğidir.

Göçebe proleter toplum

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Tam anlamıyla proleterler (sömürülen işçiler) ve göçebe (daha az) proleterler arasındaki ayrım, günümüz proletaryasına dair daha kapsayıcı bir kategori içerisinde biraz bulanıklaştırılabilir mi? Katı Marksçı bakış açısından gelen cevap nettir: HAYIR. Marx’a göre proleterler yalnızca “yoksullar” değil, üretim süreçlerindeki rolleri ile tüm maddi içeriğinden mahrum edilmiş bir öznelliğe indirgenmiş olanlardır ve böylelikle üretim süreçlerince disiplin edilerek gelecekteki iktidarlarının (“proletarya diktatörlüğü”) taşıyıcıları hâline gelmişlerdir. Üretim sürecinin dışında olanlar ise toplumsal bütünlüğün dışında yer alırlar ve Marx tarafından “lümpen proletarya” olarak ele alınmıştır. Marx, onlarda hiçbir özgürleşme potansiyeli görmez, (III. Napolyon gibi) gerici güçlerce mobilize edilmiş ve bozulmuş bir güç olarak onlardan büyük bir şüphe duyar.

Ekim Devriminin zaferiyle nüfusun büyük çoğunluğunun küçük çiftçiler olduğu bir ülkede Bolşevikler ’in (tam da bu insanlara toprak sözü vererek!) iktidar kurmalarıyla ve iç savaş sırasındaki şiddetli çalkantıların sonucu olarak milyonlarca insanın kendilerini (klasik lümpen proletarya değil) henüz (iş güçleri “hiçe” indirgenmiş) proleterler haline gelmemiş, tam anlamıyla proleterden de daha az (hiçten az) evsiz göçebeler konumunda bulmalarıyla her şey daha karmaşık bir hale gelmiştir. Bu kitlenin varlığı, Andrei Platonov’un çalışmalarında merkezî konu olmuştur, onların yaşam tarzlarını ayrıntılarıyla tasvir etmiş, eşsiz bir “yoksul yaşamın materyalist ontolojisinin” ayrıntılarına inmiştir.

Marx’a başvurmak - Slavoj Žižek

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Gerçek tümüyle kavrama ulaştığında, bu kavramın kendisi dönüşmelidir. İşte burada diyalektik paradoks yer alır. Marx haksız değildi, çoğu zaman haklıydı ama kendisinin inandığından bile fazla haklıydı

Erivan radyosunda eski ve zevkli bir Sovyet şakası vardır: Bir dinleyici sorar: “Rabinoviç’in piyangoda bir araba kazandığı doğru mu?” Radyo yanıt verir: “Evet. Doğru. Ama bu yeni bir araba değil, eski bir bisiklet. Ayrıca bunu kazanmadı, çaldırdı.” Doğumundan 200 yıl sonra bugün Marx’ın öğretisininkiyle aynı akıbet değil mi?

Radyo Erivan’a soralım: “Marx hala güncel mi?” Yanıtı tahmin edebiliriz, “Evet”tir. Bir buçuk yüzyıl sonra doruğa ulaşan kapitalist dinamiğin çılgın dansını olağanüstü şekilde betimlemiştir, ama…

Roma yanlış sebeplerle övülüyor – Slavoj Žižek

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Roma, Cleo’nun saf iyiliğini ve aileye özverili bağlılığını mı sadece övüyor? Fiziksel ve duygusal olarak daha çok sömürülmek üzere (neredeyse) ailenin bir parçası olarak kabul edilen kişi, şımarık bir üst-orta sınıf ailenin yüce sevgi nesnesine gerçekten indirgenebilir mi?

Roma’yı ilk seyredişim acı bir tat bıraktı: Evet, eleştirmenlerin birçoğu onu bir günümüz klasiği olarak övmekte haklılar ancak bu hakim algının korkunç, neredeyse iğrenç, yanlış yorumlanmış bir şekilde sürdürüldüğü ve de filmin bütün bu yanlış nedenlerle övüldüğü fikrinden kurtulamadım.

Roma, Mexico City’nin Colonia Roma semtinde, Sofia, kocası Antonio, onların dört küçük çocuğu, Sofia’nın annesi Teresa’nın ve bir diğer hizmetçi olan Adela’nın olduğu orta sınıf evinde çalışan bir hizmetçi olan Cleo’ya bir övgü olarak yorumlanmaktadır. Film, 1970’te büyük öğrenci protestoları ve toplumsal huzursuzluk zamanlarında geçer. Y Tu Mama Tambien’de olduğu gibi, Cuaron, iki seviye, ailevi sorunlar (genç metresi için ailesini terk eden Antonio, onu terk eden erkek arkadaşından hamile kalan Cleo) ve bu derin aile mevzularına yapılan bu odaklanmanın toplumsal mücadelelerin baskıcı varlığını dağınık fakat her zaman her yerde var olan bir arka plan olarak daha da belirgin hale getirmesi arasındaki mesafeyi korur. Fred Jameson’ın söylediği gibi, Gerçek Tarih doğrudan değil ancak tasvir edilen olaylarda iz bırakan anlaşılması zor bir arka plan olarak tasvir edilebilir.

V.İ.Lenin 2017

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

Giriş:

Hatırlamak, Tekrarlamak ve Kafa Yormak

Hatırlamak ve Tekrarlamak Freud'un 1 9 1 4 tarihli kısa metninin başlığı "Hatırlamak, Tekrarlamak ve Aşmak", - 100 yıl sonra bugün- Ekim Devrimi olarak adlandırılan hadiseyi ele alış tarzımız için gerekli en iyi formülü sunar. Freud'ün bahsettiği üç kavram diyalektik bir üçlüyü oluşturur: Bunlar analitik sürecin üç aşamasını nitelerler ve bir evreden diğerine her geçişte direnç söz konusu olur. İlk adım bastırılmış geçmiş travmaların hatırlanmasından, dışa vurarak rahatlanmasından meydana gelir. Nitekim bu hipnoz yoluyla da yapılabilmektedir. Bu evre doğrudan çıkmazla sonuçlanır: Dışa vurulan içerik asıl sembolik bağlamından yoksundur ve bundan dolayı etkisizdir; özneyi dönüştürmeyi başaramaz ve direnç varlığını korur, bu da açığa vurulan içeriğin miktarını sınırlar. Bu yaklaşımdaki sorun, geçmişe odaklı kalması ve özne için bu geçmişi canlı ve sembolik açıdan etkin tutan mevcut durumu göz ardı etmesidir. Direnç kendisini duygu aktarımı [transference] biçiminde ortaya koyar: özne düzgün bir şekilde hatırlayamadıklarını geçmiş durumu bugüne taşıyarak tekrarlar (örneğin psikanalisti babası gibi görür). Özne düzgün bir biçimde hatırlayamadığı şeyi rol yaparak canlandırır, yeniden canlandırır - ve psikanalist buna parmak bastığında bu müdahale dirençle karşılaşır.

Geri dönüşüm, organik gıda, bisiklet… Dünya böyle kurtarılmaz

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin

Kişisel vicdan hesabı yapmakla meşgulken, sanayi uygarlığının bütünü için daha sağduyulu sorular sormayı unuturum. Bu suçlama girişimi kolay bir kaçamak yol da bulur: Geri dönüştür, organik ye, yeni enerji kaynakları kullan vb. Vicdanımız rahat, yolumuza devam ederiz

Suçu bireylere atmak dünyanın yıkımının gerçek nedenlerini gizliyor: Kapitalizm ve Ulus-Devletler.

2016 yılının Ocak ayında dumanlı sisle boğulan binlerce Çinli kentli solunacak bir hava bulmak için kıra kaçtılar. Bu “mahşer havası” 500 milyon kişiyi etkiledi. Büyük kentlerde günlük yaşam mahşer sonrası bir filmin sahnelerine dönüştü: Gaz maskeleriyle insanlar sokakları bir cüppe gibi saran feci bir sisin içinde dolaşıyorlardı.

Dumanlı sis sığınmacıları 

Bu ortam sınıfların ayrımını ortaya çıkarıyor: Sis havaalanlarını kapatmadan önce, sadece uçak bileti satın alabilecekler kentleri terk edebildiler. Yetkilileri bağışık tutmak için Pekinli yasa koyucular bu dumanlı sisi sanayi kirliliğinin sonucu değil de doğal bir olaymış gibi ele alarak meteorolojik felaketler içinde sınıflamaya kadar gittiler. Savaşlardan, kuraklıktan, tsunamilerden, depremlerden, ekonomik bunalımlardan kaçan insanlara yeni bir kategori eklendi: Dumanlı sis sığınmacıları.

 


İnižek - Liverpool, İngiltere, 2008
Born 21 Mart 1949 (70 yaşında)
Ljubljana , PR Slovenya ,
FPR Yugoslavya
Eğitim
  • Ljubljana Üniversitesi ( BA , MA , DA )
  • Paris Üniversitesi VIII ( Doktora )
çağ 20. / 21. yüzyıl felsefesi
bölge Batı felsefesi
Okul
  • Kıta felsefesi
  • Ljubljana psikanaliz okulu
  • Lacancı psikanaliz
  • Hegelcilik Sonrası [1]
  • Freudo-Marksizm
Kurumlar
  • Ljubljana Üniversitesi
  • New York Üniversitesi
  • Birkbeck, Londra Üniversitesi
Ana ilgi alanları
  • ideoloji
  • Marksizm
  • ontoloji
  • Siyasi teori
  • psikanaliz
  • kültürel çalışmalar
  • film teorisi
  • ilahiyat
  • Alman idealizmi
  • diyalektik
Dikkate değer fikirler
Interpassivity
Aşırı tanımlama Gerçekliği yapılandıran bilinçsiz bir fantezi
olarak ideoloji Diyalektik materyalizmin yeniden canlanması

 

Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses