06222021Sal
Last updatePz, 18 Nis 2021 12pm

Şerefname 1.bölüm Şeref Han

Giriş,

Bedlis şehri, bu şehrin kimin tarafından hangi nedenle kurulduğu ve unlu kalesi konusundadır. Birinci Kısım, Rozkan aşireti ve o aşiretin bu adla adlandırılmasının nedeni konusundadır. İkinci Kısım, Bedlis hukumdarları, onların soyları ve Bedlis’e nasıl ve ne zaman geldikleri konusundadır. Ucunu Kısım, Bedlis hükümdarlarının çeşitli cağ ve zamanlarda büyük sultan ve kıratlardan gördükleri saygı belirtileri, itibar ve değer çeşitleri konusundadır; bu da dört bolumdur: Birinci Bolum Melik Eşrefin durumu hakkındadır. İkinci Bolum Hacı Şeref bin Diyaeddin’in durumu hakkındadır. Ucunu Bolum Emir Şemseddin bin Hacı Şeref hakkındadır. Dördüncü Bolum Emir İbrahim bin Emir Hacı Muhammed hakkındadır. Dördüncü Kısım, Bedlis hükümdarlarının hükûmetlerinin Bedlis’te sona ermesine yol açan neden ve etkenler konusundadır; dört yon kapsamaktadır: Birinci Yön, Emir Şeref ile Emir İbrahim arasında çıkan çatışma konusundadır. İkinci Yön, Emir Şerefin Emir İbrahim’i yenerek Bedlis’te yönetimi ele alması konusundadır. Üçüncü Yön, Emir İbrahim’in Bedlis kalesini Kızılbaş grubundan geri alması konusundadır. Dördüncü Yon, Emir Şemseddin bin Emir Şerefin durumu konusundadır. Ek, bu satırların zayıf yazarı ve derleyicisinin, doğduğu günden, şimdi 1005 olan Hicri (1597) tarihe kadarki durumu konusundadır. Ulu Osmanlı padişahlarının durumları, İran ve Turan’ım büyük hükümdarlarının olayları ile çeşitli ülkelerde ve muhtelif zamanlarda bunlara çağdaş olan kral ve beyler hakkındadır.

 Giriş

 ■ Kürt Toplulukları ve Durumlarının Açıklanması Hakkındadır.

 

Rivayet edenler derler ki: Kürtlerin aslı ve çok olan toplulukları konusunda çeşitli sözler ve birbiriyle çelişen çeşitli rivayetler vardır. Bu rivayetlerden biri, bazılarının öne sürdükleri gibi şudur: Kürtler, beyinlerinin alınıp Dahhak (Bivrasb)’ın iki omuzu üzerinde meydana gelen kansere benzer bir çıbana sürülmesi için öldürülmekten, boğazlanmaktan, başları kesilmekten kaçarak dağlara ve engin yerlere dağılan insanların soyundan gelmişlerdir. Dahhak, Bişdadiler’in, büyük hükümdar Cemşid’den sonra İran ve Turan tahtına oturup ülkelere tasallut eden beşinci hükümdarıydı; o kadar Allah’tan korkmaz ve sakınmaz cebemıt ve haddini Aşmış bir hükümdardı ki, bu yüzden bazı tarihçiler, şiddet ve ceberutundan ötürü tarihte Şeddadi sanıyla ün yapan hükümdarın ta kendisi olduğunu öne sürmüşlerdir. Nitekim güçlü şairlerden biri onun niteliği hakkında Şöyle demiştir:

  • ≪Kader, yedi iklim topraklarının
  • ≪Şeddad karakterli Dahhak’a boyun eğmesini istedi
  • ≪Bu din duşmanının koyduğu esaslar
  • ≪Geçmiş adaletli şahların gidişine uymuyordu
  • ≪Çünkü onun döneminde yaygınlaşan söz şuydu:
  • ≪Onun donemi, dönemlerin en kotlusudur.≫

Bu hükümdarın yaradılışındaki ceberut ve aşırı şiddete rağmen, yüce Allah kendisini, iki ejderha ve yılanın başına benzer iki kemiğin çıkmasıyla müptela kıldı; bu, hekimler tarafından <kanser> denilen bir hastalıktı. Bu garip hastalıktan, yakalandığı acı ve ıstırap nöbetlerinden dolayı, Dahhakın rahatı iyice kaçtı. Ayrıca, bu Hastalığı iyileştirmeye girişen ve tedavisini üzerine alan hünerli tabipler ve mütehassıs hekimler de, bu uğurda Olanca cabalarını harcamalarına rağmen, çaresizlik içinde kaldılar. Nihayet günün birinde melun şeytan,  dahhak'ı muayene etmek ve ona iyileştirici bir ilaç salık vermek isteyen bir tabip kılığında çıkageldi. Bu tabip Dahhak’le karşılaşır karşılaşmaz, <<senin iyileşmen, bu kanserli çıbanbaşına genç insanoğullarının beyinlerinin sürülmesine bağlıdır≫ dedi. Esef edilecek durum, yöneticilerin de bu mel’unun öğütüne uygun olarak hareket etmeleri oldu. Rastlantı olarak acı durdu, ıstırap da tamamen hafifledi. Kansere beyin sürüldükçe hasta kendini iyi hissediyordu artık. Bunun üzerine iş başındaki yetkililer, günde iki kişinin öldürülmesine ve beyinlerinin alınarak kansere, hiç İyileşmeyen bu garip hastalığa sürülmesine karar verdiler. Bu durum, taşıdığı yüzkarası zulme ve acık haksızlığa Rağmen bir sure devam etti. Sonunda, günde iki kişiyi öldürüp beyinlerini almakla görevli adamın gönlü iğrendi; alicenap bir duygu ve acıma kendisine galebe çaldı; sonra, günde bir kişi öldürmekle yetinmeye, onun beynine bir kuzu beynini eklemeye ve obur kişiyi gizlice serbest bırakıp, kendisine şehir ve meskûn yerleri terk etmesini, İnsanoğlunun izlerinden hali bulunan dağları ve engin yerleri yurt edinmesini tembih etmeye karar verdi. Bu insancıl davranış, yani her gün bir kişinin serbest bırakılması, meskûn olmayan arazideki bir alanda, birçok diyalekt konuşan ve çeşitli topluluklardan gelen insanoğullarından büyük bir topluluğun meydana gelmesine yol açtı. Bunlar evlendiler ve ürediler; sonunda çocukları ve torunları bütün o geniş yöreleri doldurdular ve Bütün bu insanlara “Kürt” adı verildi. Bunlar, uzun süre uygarlık eserlerinden ve meskûn yerlerden uzak kaldıkları, kendi kültür ve sanatlarını, uygarlık durumlarını, bilinen diyalekt ve dillerini unuttukları için, kendilerine özgü bir dil ve bağımsız birtakım durumlar ortaya çıkardılar; sonra alçak ovalara ve yüksek dağlara yayıldılar; oralarda tarım, hayvancılık, ticaret gibi uygarlık eserleri meydana getirmeye; dağ başlarında köyler, kaleler ve şehirler kurmaya başladılar; sonra birçok toplulukları varlıklı oldu ve ovalara, tepelik yerlere de girdiler. Bir rivayet daha vardır ki, şöyle der: Kürtlerin bu adla adlandırılmalarının tek nedeni, aşırı cesaretleri ve savaşçılıklarıdır. O kadar ki, kavga alanlarında, savaş meydanlarında ve diğer çetin durumlarda tehevvür ve pervasızlıkla nitelendirilmişlerdir.

Bazı düşünürler de, <<Kürtler, Allah'ın, üzerlerinden perdeyi kaldırdığı bir cin topluluğudur>>, demişlerdir. Bazı tarihçiler de, cinlerin, Havva'nın kızlarıyla evlendiklerini, onlardan da Kürtlerin doğduğunu öne sürmüşlerdir. Bilgi Allah indindedir ve o, her şeye kadirdir. Kurt topluluk ve aşiretleri dil, gelenek ve sosyal durumlar yönünden dört büyük kısma ayrılırlar: Birinci kısım, Kurman; İkinci kısım, Lor; üçüncü kısım, Kelhur; Dördüncü kısım, Goran. Kürtlerin memleketinin sınırları, Okyanus’tan ayrılan Hürmüz Denizi' (Basra körfezi) kıyısından başlar; bir doğru çizgi üzerinde oradan Malatya ve Maraş illerinin nihayetine kadar uzanır. Böylece bu çizginin kuzey tarafını Fars, Acem Irak’ı, Azerbaycan, Küçük Ermenistan ve Büyük Ermenistan teşkil eder. Güneyine ise Arap Irak’ı, Musul ve Diyarbekir illeri düşer. Bununla birlikte, bu insanların soyundan birçok halk ve kabile, doğudan batıya kadar birçok ülkede yayılmışlardır. Kurt topluluklarının çoğu aşırı cesaret ve tehevvürle, alabildiğine mert ve cömert olmakla tanınmışlardır. Ayrıca yaradılıştan, büyük bir hamiyete sahip, son derece onurlu ve aşırı derecede mağrurdurlar. Bunda o kadar aşırı giderler ki, dağlarda ve ovalarda açıkça yol kesmekle ve gasıp yapmakla tanınmayı, hırsızlık yapmaya ve aniden saldırıya geçmeye tercih ederler; bu da son derece büyük bir cüret ve nadir rastlanılan bir cesaret ister.

Çünkü bu kibar sıfatlan ve seçkin nitelikleri elde etmek uğrunda birbirlerini yo kederler. Başkalarının verdikleriyle sürdürülecek değersiz bir hayat elde etmek uğrunda namertlere avuç açmamak ve iyilik, yardım isteyerek eğilmemek için canlarını tehlikelere, vartalara atarlar. Oysa kuşkusuz, onlar o davranışlarıyla, şu güzel şiirin mazmunundan habersiz bulunurlar: <<Bir gümüş tanesine el uzatmak <<Onun hırsızlık ve gasıpla bir buçuk danak alarak kesilmesinden daha iyidir.>>

Onlar adeta, <<sonuçları düşünen adam cesaret sahibi olmaz>> diyen unlu söze uymak için candan çalışırlar; işlerin sonuçlarını çoğunlukla, hatta bazen hiç düşünmezler. Bu yüzden dünyanın genel işlerinden ve önemli meselelerinden uzak kalırlar; hatta çoğu zaman bu işlere ve meselelere önem bile vermezler. Kurt topluluklarının çoğunluğu Sunnidir ve İmam-ı Şafii -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- mezhebine bağlıdır. İslam şeriatıyla hareket etmekte, yaratılmışlar efendisi olan Hazreti Muhammed'in -onun ve büyük al ve ashabının üzerine salat ve selam olsun- sünnetine ve doğru yolu gösterici büyük halifelerin yoluna uymaya yönelmekte sağlam azimleri vardır. Bundan ötürü, bakarsın onlar, namaz, hac, zekât ve oruç gibi dinin esaslarını kendilerine öğreten İslam bilgilerinin sözlerine uyarlar; çünkü onların bu işlere büyük tutkusu ve sağlam bağlılığı vardır. Yalnız Musul ve Şam dolaylarında dolaşan Tasni, Xaldi (Haldi), Besyani, Bohti (bir kısmı), Mahmudi, Dınbıli gibi Kurt aşiretleri böyle değildir. Çünkü bunlar, Mervani (Emevi) halifelerine ve zincirine bağlı olan Şeyh Adiyy bin Musafir'in tabi ve müritlerinden olduklarını iddia eden Yezidilik mezhebine bağlı bulunmaktadırlar. Onların, özet olarak uydurma inançlarına göre, Musul dolaylarındaki Lalse dağında gömülü bulunan Şeyh Adiyy bin Musafir, onların namaz ve orucunu yerine getirmeyi kendi üzerine almış ve kendilerini bu yükümlülükten kurtarmış; namaz ve orucu bırakmakla işledikleri günah karşılığında bir hesap vermeden ve ceza görmeden cennete girecekler. Onların zahiri bilginler ve İslam din bilginlerine karşı acık düşmanlıkları ve sert kinleri vardır.

Kürdistanda, özelikle, bu sırada akılcı bilimlerin kaynağı, edebi ve şer’i bilimlerin çıkış yeri olan imadiye’de birçok büyük bilginler ve örnek faziletli adamlar vardır. Kürtlerin akılcı bilimler öğrenimine, nakli bilimler ikmaline, özellikle hadis, fıkıh, sarf ve nahiv, kelam, mantık ve edebiyata karşı büyük tutkuları vardır. İslami bilimlerde kullanılan kitapları aralarında büyük bir şevkle incelerler ve bu kitaplara alabildiğine sarılırlar. Onların bu bilimlerin bir kısmı alanında çok değerli eserleri vardır; ama bu eserler, büyük şöhrete ulaşmamışlardır. Çünkü Kürtler, İran ve Turan hükümdar ve sultanlarının topladıkları resmi toplantılarda ve edebi meclislerde takdir edilen ve sahibine çıkar sağlayan şiir, inşa(Arap edebiyatında bir dal), güzel yazı yazma gibi edebi ve sosyal bilimleri öğrenip bir çıkar aracı olarak kullanmaya iltifat etmezler. Bundan ötürü de, yüksek İdari makamlar ve yüce bilim rütbeleri almaktan uzak dururlar. Kürtlerin büyük çoğunluğu, sıradan adamları bile, anne ve babalarına karşı son derece saygılı, misafirperver olup, İslam’ım şartlarına ve emirlerine uygun hareket ederler; bu konuda tam bir inanca sahiptirler; velinimetlerine bağlılık uğrunda canlarım ve en değerli varlıklarım dahi feda ederler.

Anlaşıldığına göre <<Kürt>> adı, aşırı cesaretlerinden ötürü bir nitelik, bir lakap olarak kendilerine verilmiştir. Bunun kanıtı, geçmişteki unlu kahramanların ve tanınmış yiğitlerin çoğunun, bu kahraman ulusun arasından çıkmış olmalarıdır. Örneğin, Keykubad döneminde yaşayan unlu kahraman Rüstem bin Zal onlardandır. Bu kahraman Sistan (Sicistan) bölgesinde doğmuş olduğu için Rüstem-i Zabit diye un yapmıştır. Şehnamenin yazarı şair Firdevs’i, onu Rüstem-i Kürdi diye tanıtmıştır. Acemistan kralı Hürmüz bin Nuşirevan döneminde <<ıspahsalar>> olan Behram Cupin de yine Kurt’tu; kendisi Türkistan ve Horasan’da yetişmiş ve buraların savaşlarında un yapmıştı. Kurtiler ve İslam dönemindeki Guri sultanları bunun soyandandır. Cesaretinin unu ufuklara yayılan Girgin Milad da yine Kürt’tür. Yaşadığı dönem üzerinden 4,000 yıl geçtiği halde, soyundan gelen torunları hala, Fars'ın güneydoğusundaki Lar vilayetinde bağımsızlıklarını korumaktadırlar; iktidarlarında herhangi bir değişiklik olmamıştır; kimi zamanlarda tam bağımsız olmuşlar; tek başlarına hutbe okutur ve sikke bastırırlardı; kudretli padişahlar, onlardan aldıkları az miktardaki hediye ve armağanlarla yetinir ve yönetimlerine karışmazlardı, önceleri Bursa şehrinde müderris olan, sonra Osmanlı Sultam Orhan'ın sadrazamı olup Hayreddin Paşa adıyla un yapan Mevlana Taceddini Kürdi de yine Kurt’tu. Zamanın ilginç, dönemlerin ve günlerin nadir insanlarından biri olan, sevdadan aklını oynatan âşıkların başı ve ıstırap, acı çeken cefakarların reisi; yani, aynı zamanda İran hükümdarlarından, Hüsrev Perviz’in de sevdiği Şirin'e olan aşkı, delilik derecesine varan sevdası ve sevgisi uğrunda büyük zahmetlere ve dehşet verici sıkıntılara katlanan Ferhat ise, Kelhur Kürtlerindendi.  Kürtler birbirlerinin sözüne uymazlar; aralarında ittifak ve işbirliği yoktur. Merhum Sultan Murad Han’ın mudemsi Mevtana Sadeddin*, Osmanlı ailesinin olay ve tarihlerini yüksek, düzgün bir ibareyle kapsayan Türkçe tarihinde*, bu duruma işaret ederek, Kürtler ’in niteliği ve yaradılışı konusunda şöyle diyor: Her biri, dağ doruklarında ve vadi derinliklerinde tek başına ve özgür olarak yaşamayı tercih ederek, keyfince ve münferit yaşama bayrağım kaldırır. Allah'ın birliğini ifade eden Müslümanlıktaki kelime-i şehadetten başka, onları birbirine bağlayan bir bağ yoktur.

Bu ulusun kendi arasında ittifak bulunmamasının nedeni konusunda, halk birtakım acayip hikâyeler anlatır. Derler ki: Hazreti Muhammed’in peygamberliğinin unu ufuklara yaydığı, İslamiyet’in çağrı sesinin yankısı dünyanın her tarafına yansıdığı, ülkelerin kralları ve memleketlerin iklimlerin sultanları bu yeni görünümle ilgilenip, bu yüce Efendinin önünde eğilmek ve ona bütün içtenlik ve coşkunluklarıyla itaatlerini sunmak şerefini kazanmak istedikleri zaman; o sırada Türkistan’ın en büyük hükümdarlarından biri olan Oğuz Han, Medine-i Münevver’de –onun sakinine en ustun selam olsun- bulunan, Peygamberlerin övüncü ve yaratılmışların Efendisine bir heyet gönderdi. Bu heyetin başında da, Kurt büyüklerinden ve ileri gelenlerinden Buğduz adlı bir kişi vardı; kendisi çirkin görünüşlü, kaba, katı kalpli, ele avuca sığmaz bir kişiydi. Çirkin görünüşlü, iri yapılı bu elçi, peygamber’in -salat ve selam onun üzerine olsun- gözüne görününce Peygamber’in canı sıkıldı ve ondan şiddetle nefret etti. Elçiye, kabilesi ve mensup olduğu soy sorulunca, Kurt topluluğundan olduğu cevabını verdi. İşte o zaman Peygamber -salat ve selam onun üzerine olsun- Kürtlere beddua ederek şöyle dedi:

<<Yüce Allah bu topluluğu, kendi arasında ittifaka ve birleşmeye muvaffak etmesin; yoksa birleştikleri takdirde, onların elleriyle dünya yok olur.>>

İşte o zamandan beri, bu topluluk birleşik bir büyük devlet, birleşik bir büyük saltanat kurmaya muvaffak olamamıştır; yalnız İslamiyet döneminde kurulan ve bağımsız olarak hüküm suren, tek başına sikke bastıran ve hutbe okutan, bağımsızlığın öteki belirtilerini de taşıyan ve bir sure egemenliğini sürdüren beş ufak Kurt devleti hariç. Yüce Allah dilerse, biz bunları, yeri gelince detaylı olarak açıklayacağız.

 

■ Kürtler arasında, şimdilik, genel olarak emrine uyulacak ve yargısı uygulanacak bir kimse bulunmadığı için, çoğu kan döker, güvenlik ve düzen kurallarını çiğnerler. Kürtler en ufak ve en önemsiz nedenlerle ayaklanarak, önemsiz hatalar ve küçük suçlar yüzünden büyük suçlar işlerler. Sonra bir kişinin öldürülmesi karşılığında diyet kabul ederler; bu diyet ya bir kızdır, veya bir attır, yada birkaç keçidir. El, ayak, diş gibi küçük organların diyetlerine ise aldırmazlar.

Hazreti Muhammed’in peygamberlik sünneti gereğince, dört özgür kadınla evlenmeyi mubah görürler; sonra, güçleri yettiği takdirde bunlara dört de cariye eklerler. Böylece yüce Allah’ın izniyle üreyip kısa zamanda çoğalırlar. Aralarında öldürme yaygın olmasaydı, soylarının ve nesillerinin çoğalmasından dolayı, yalnız İran topraklarında değil, dünyanın her tarafında belki de kıtlık ve yokluk yayılacaktı. Allah dilediğini yapar ve dilediği hükmü verir.

Şiir:

  • ≪Tabiata ve ezeli yaradılışa uygun olandır güzel olan,
  • ≪Bunu hata görenler, hatanın ta kendisini işlemiş≫

■ Kürdistan’ın cengâverlikleriyle tanınmış hükümdarları ve kıratları, mensup bulunduktan aşiretlerin adıyla adlandırılırlar; Hakkari, Sohrani, Babani, Erdelani gibi... Kale ve şehirlere sahip olan hükümdarlar ise o kale ve şehirlerin adıyla tanınırlar; Hısnkeyfa hükümdarı, Bedlis Hükümdarı, Cezire hükümdarı, Hazzo hükümdarı, Eğil hukumdarı gibi...

■ Kürdistan ve Loristan ülkeleri çoğunlukla dağlık ve kayalık olduğu, ürünleri sürekli olarak nüfuslarına yetmediği için, Kürtler, günlük yiyeceklerini elde etmek uğrunda öteki ülkelerin halklarına oranla büyük sıkıntılar, meşakkatler ve güçlükler çekerler. Onurlarını yüksek tutarak, kendilerini zorlayıp başkalarına riyakârlık etmeyerek, günlerini kanaatkârlıkla ve perhizle geçirirler. Çünkü onlar tabiatlarıyla kanaatkârdırlar, başkalarının elindekinde gözleri yoktur. Kurt halkının çoğu günlerini dan ekmeğiyle geçirir; buğday ekmeğini elde etmek yada bir makam, bir miktar para almak için zenginlerin iktidar ve makam sahiplerinin kapılarına gitmeyi düşünmezler. Ayrıca krallar, sultanlar ve diğer güçlü kuvvetli kimseler, çoğunlukla Kürtlerin ülkesine göz dikmemişler ve bu ülkeyi istila etmemişler, sürekli olarak işgal altında tutmamışlar; yalnız hediyelerini kabul etmekle ve sembolik bağlılıklarım sunmalarıyla yetinmişlerdir. Bunlar yurt sınırlarını savunmak için bir savaşa, yâda bir çarpışmaya gittikleri zaman Kürtler de yanlarında hazır olurlar. Kürdistan’ı ve Kurt yurdunun diğer dağlık bölgelerini istila etmek fikri, zaman zaman bazı krallar ve sultanların aklından geçmişse de, buralarda büyük sıkıntılara, çeşitli meşakkat ve güçlüklere uğramışlar; sonra, büyük cabalar harcayarak girişmiş oldukları hareketten dolayı adamakıllı pişman olmuşlar; bundan ötürü de, istila ettikleri bu ülkeyi, sahibi olan Kürtlere geri vermişlerdir. Bu hükümdarlar, İran’ın kuzeyinde bulunan ve Kürdistan ülkesine komşu olan Gürcistan, Şekki, Şirvan, Tavalşi, Gilanlar, Reşmedar, Mazenderan ve Esterabad vilayetlerinin hükümdarları gibi kimselerdi.

■ Kürdistan ülkesinin çoğunluğu üçüncü ve dördüncü iklimlere girer; yalnız ülkenin uçlarındaki bazı şehirler beşinci iklimde sayılırlar.  Kalem bu değerli kitabın yazı alanına ve telif düzeyine çıkmasının bağlı bulunduğu Giriş’i yazmayı bitirince, Giriş’te özetlediğim konuların, yine Giriş’te gecen fihrist ve programa uygun olarak detaylarını yazmaya başladım: <<Dünyada herkesin yanında makbul olsun>> deyişini söyleyerek.

 


Yorum ekle


Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses