06222021Sal
Last updatePz, 18 Nis 2021 12pm

Mekan, zaman ve bakış 2

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin

"Demek ki mekân, zaman ve bakış bir bütündür. İçlerinden bir tanesi olmazsa aslında hiç biri olmaz” diye bitirmiştik bir önceki yazıyı (bir önceki yazı için buraya tıklayın). Mekan zaman ve bakış nasıl olur da bir bütün olabilir? Zaman ve mekan bir önceki yazıda da vurguladığım gibi bir bütünün iki parçasıdır. Birbirlerini doğrular ve görünür olmasını sağlarlar. Ancak bakış bunlardan bağımsız gibi duran sanki ezeli olmayan bir durummuş gibi gelir bizlere.

Canlılığın başlangıcından önce bakışın olması nasıl mümkün olabilir ki?

Bakış en nihayetinde algı değil midir?

Yani etrafta olan bir şeyin farkına varmayı gerektirir. Bitkiler mesela güneşin farkındadırlar çünkü onlar için güneş hayati öneme sahiptir. Birçok bitki güneş ile birlikte hareket eder, tıpkı dünyanın güneşin etrafında dönmesi gibi. Demek ki dışındaki bir nesnenin farkında olan tek şey insan ya da zeka sahibi canlılar değil. Bitkiler de dışındaki bir nesnenin farkında olabilir, dünya gibi gezegenlerde. Farkında olmanın etkileşimleri farklı farklı olabilir bu sonuç açısından farkındalık gerçeğini değiştirmez.


Mekân, zaman ve bakış

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin

Hakikatin ne olduğu hakkında konuşabilmek, insan neslinin tehlikeli gördüğü sınırlarda dolanmakla mümkün. Bu sınırlara yolculuğa çıkmak, yolu bilmek, gideceğimiz yeri görmek oldukça önemli. Biz tarif ettiğimiz kavramlar üzerinden yolculuğa çıkarız. Ancak tarifler ister istemez somutluklar üzerinden gider. Somuta indirmediğimiz her tanım, ayakları havada kalan, insan idrakinden bağını koparan tanımlara sebep olur.

Maddi âlem bir somutluğu ifade eder, nesnelerin dünyasıdır. İçindeki her şey o âlemin sınırlarına hapsolur. Çünkü idrak, doğası gereği görüntünün yorumlanmasıdır, idrak görmenin detay bulmuş halidir. Bu yüzden mekândan öte değildir. Bu âlem insanın mekânıdır.  İdrak da mekânın içine hapsolmuştur. Mekânın ne olduğunu bir süreliğine bir köşeye bırakıp tüm maddi âlemi mekân olarak tanımlayabiliriz. Bu bize genelleme yapmamızda yardımcı olacaktır. İdrak ve mekân tek bir düzlemdir, mekânı tanımlamak idrakin sınırlarını tanımlamaktır.

Evlilik, Aile, Devlet ve Ahlak üzerine

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin

Aile çok ilginç bir şekilde komünist bir ekonomi olmasına rağmen yol açtığı sonuçlar bakımından sistemi ayakta tutucu bir etkiye sahiptir. Bugün sanayi kapitalizmi ya da geldiğimiz aşamada finans kapital aile dediğimiz kuruma göbekten bağlıdır. Yani kapitalizmin temel yapı taşı birey değil ailedir. Eğer ki aile kurumu dağılırsa bununla birlikte kapitalizmin de çökeceğinden neredeyse birçok filozof emin. Nasıl oluyor da komünist yapıda bir toplumsal kurum sistemi ayakta tutabiliyor? Sanırım ihtiyar Engels'in Ailenin, özel mülkiyetin ve devletin kökeni isimli bir kitap yazmasının temel nedeni bu sorunun cevabını aramaktı.


Çekirdek aile yani anne baba ve çocuklardan oluşan gelirleri ve giderleri bakımından bir tek cep gibi yaşayan bu en ufak ekonomik birlik hanedir. Hane karakteri gereği sadece ekonomik çıkarları korumakla kalmaz aynı zamanda ailenin her koşul altında birliğini de sağlamaya çalışır. Doğal olarak toplumsal sözleşmenin ya da genel ahlak kurallarının çok geçerli olduğu bir yapıda da değildir aile. Her ne kadar toplumsal ahlakın temel taşıyıcısı olsa bile ahlak kurumunun güç aygıtları ya da toplumsal yaşamın denetleyicisi devlet mekanizması kendisine ya da bir ferdine yöneldiğinde savunma pozisyonuna çok kısa bir sürede geçebilir. Bu durum tek başına ailenin birde kendi sözleşmesine sahip otonom bir yapısı olduğunu gösterir. Aile tüm toplumsal sözleşmelerden arınarak kendi hukukunu oluşturur. Buna rağmen bazen toplumsal sözleşmelerin dışına çıkarak kendine has yeni sözleşmeler yapmasına rağmen aile toplumsal sözleşmelerin ve genel ahlakın koruyucu olabilmesi bir korunma mantığından kaynaklanır. Önemli olan aile için bireylerinin can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Bu yüzden aile ve devlet birbirini besler. Bu yüzden devletler aile kurumunun dağılmasına müsaade etmez ve müdahalede bulunmayı kendine hak görür. İşte aile ve devletin simbiyotik ilişkisi bu şekil de hayat bulur. Birinin dağılması çok hızlı bir şekilde ötekini de dağıtır. Devletin asli görevi aileyi yaşatmaktır. Ailenin de var olması devleti yaşatır.

Sosyalizmin amentüsü

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin

Beklenilen o gün geldi. Uygarlık zirve noktasına vardı ve şimdilerde hızla yere çakılıyor. Çok kutuplu dünyanın psikolojisinden kurtulduğundan beri birbirini yiyen kapitalist sistem demokrasi ve insan hakları yalanlarıyla ancak bir çeyrek asır uyutabildi kitleleri. Şimdi bir hayalet dolanmaya başladı tekrardan ve her yerden her kesimden sosyalizm çağrısı geliyor. İçlerinden bir tanesi var ki gerçekten görülmeye değer. Bill Gates şu microsoft’un sahibi ve dünyanın en zengin adamlarından biri sosyalizmden bahsediyor. Buradan şöyle bir durum açığa çıkıyor, aslında her isteyen sosyalistim dediğinde sosyalist oluveriyor. Halbuki sosyalizmi diğer her türlü ideolojiden ayıran çok keskin çizgileri vardır. Buna rağmen nasıl sosyalist olmak bu kadar kolay oluyor?

Mesela Bill Gates sosyalist olabilir mi? Çevre felaketinin farkına varıp “sosyalist politikalar lazım” dediği için sosyalist olmuyor elbet. Ama bir gerçeğe işaret etmesi bakımından önemli bu açıklama. Dünyayı sosyalistler kurtaracak.

İyi insanların örgütlediği kötülükler ve özgürlük üzerine 1

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil

İnsan iyi bir varlıktır ama örgütlenmiş kötülüğün esiridir.

İnsan üzerine ne kadar söz söylense azdır. Canlıların içinde bildiğimiz en üstün varlıktır. İnsanın üstünlüğü sadece güçlü olmasından gelmez. İnsan kötü olana karşı kendini örgütleme eğilimdedir. Bu yüzden hayatta kalabilmiş ve bu yüzden analitik zekâ seviyesine ulaşabilmiştir. İnsanın zayıflığı da gücü de kötüye karşı örgütlenebilmesinden kaynaklanır. Yaptığı tüm kötülüklerin kaynağı da bu örgütlenme kabiliyetidir. Ancak kötüye veya kötülüğe karşı örgütlenmesinin neticesinde açığa çıkan büyük kötü çoğu kere insanın iyi yönlerini de öğütmüştür. Bu derin bir özgürlük sorunu olarak insanın karşısına çıkmıştır.

İlk aydınlanma dönemi filozoflarının çoğu özgürlük tanımını Hobbes’in özgürlük tanımından alır. Hür irademizle yapabildiğimiz her şey özgürlük diye tanımlarlar. Özgür bir irade ancak iradenin üzerindeki tüm yönlendirici etkiler ortadan kalktığında söz konusu olabilir. Evet, özgürlük insanın kendi iradesiyle yapmak istediği tüm eylemleri tanımlar. Ama bir başkasının eylemsellik alanına dahil olduğunda karşı bir özgürlük sorunu belirir. Demek ki iradenin üzerindeki baskılama yöntemleri dışında birde başka bir insanın eylemsellik alanı özgürlüğü kısıtlayıcı etkiye sahiptir. İrade üzerindeki baskı yönetici sınıfın çıkarlarını korurken bir diğer insanın özgürlük alanı sınırı bireylerin çıkarlarını korur. Ancak kendi içerisinde öylesine muğlaktır ki, bir başkasının özgürlük alanı neresidir dediğimizde tam bir çerçeve oluşturmamız neredeyse imkansızdır. Mesela Müslümanların ezan okuması bir özgürlük ise sabah ezan sesi ile uyanmak istememekte bir başka özgürlük alanını oluşturabilir.


Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses